Sanki Normandiya Çıkartması’nı karşılamak için site yapıyoruz

Sanki Normandiya Çıkartması’nı karşılamak için site yapıyoruz

Türkiye'nin toplu konut alanındaki en uzman mimarlarından ve İstanbul'un ilk kapalı sitelerinden birinde imzası bulunan Adnan Kazmaoğlu, inşaat şirketlerinin bu konuda geldiği noktayı olumlu bulsa da, abartılı bazı uygulamaların tüketiciyi kötü etkilediği kanısında

Kaynak: ESRA ÖZSÜMER / İndergi

İstanbul'un ilk kapalı sitelerinden birinin mimarı Adnan Kazmaoğlu, meslek yaşamı boyunca onlarca toplu konut sitesine imza atmış bir mimar. Aynı zamanda hem öğrencilik hem de akademisyenlik yıllarında toplu konut yerleşimleri ile ilgili birçok araştırma ve proje hazırlayan Kazmaoğlu, Türkiye'nin toplu konut alanında en uzman mimarlarından biri.

 

Yaklaşık 18 yıldır toplu konut projeleri tasarlayan Adnan Kazmaoğlu, bu konudaki akademik çalışmalarını yürütürken ve ilk projesini hazırlarken özellikle İstanbul'daki toplu konut yerleşimlerinin bugün geldiği noktayı belki hayal bile edememişti. Temelde kapalı sitelerin ve toplu konut alanlarının metropol yaşamı için en uygun yapılaşma şekli olduğunu belirten Kazmaoğlu, bugün geldikleri nokta itibariyle inşaat şirketlerinin `hakkını vermek'le birlikte güvenlik, sosyal ve sportif alanlar gibi donatıların abartıldığını belirtiyor. Özellikle aşırı güvenlik önlemleri ile metropollerde zaten var olan güvenlik endişesinin daha da körüklendiğine dikkat çeken Kazmaoğlu, “Sanki Normandiya çıkartmasını karşılamak üzere hazırlanıyoruz. Alkadraz Hapishanesi gibi” diyor.

 

Sosyal ve sportif donatı alanlarının çok yapılmasının bir sebebini ise `mimariye ve tasarıma gerekli önemin verilmemesi' olarak açıklayan Kazmaoğlu'na bu tesislerin abartılması `siteleri başka şeylerle süsleyip müşteriyi kandırma' anlamına geliyor. 

 

Türkiye'deki konut bilincinin ve uygulamalarının geleneksel yaşam tarzından etkilendiğini de kaydeden Mimar Adnan Kazmaoğlu, modern yaşamın gerektirdiği realitenin konut sektöründe henüz oluşmaya başladığını söyledi. Bu realitenin de küçük metrekareli konutları talep edilir hale getirdiğini vurgulayan Kazmaoğlu,  `modüler ev' uygulamalarının ise Türkiye için bir zorunluluk olduğunu söyledi.

Türkiye'nin kapalı site ve toplu konut konusundaki uzman mimarlarından biri olan Adnan Kazmaoğlu, Türkiye'deki toplu konut uygulamalarını eksisiyle artısıyla, fazlasıyla noksanıyla İndergi'ye anlattıº 

 

-Siz çok fazla toplu konut projesi yapmış bir mimarsınız. Bunların içinde ilkler de var. Dolayısıyla toplu konut açısından uzman bir mimarsınız. Sizce Türkiye'de toplu konut olgusu olması gerektiği gibi gelişiyor mu?

 

Bizim öğrencilik yıllarımızda bir gecekondu sorunu vardı ama o yıllarda gecekondunun sorun olduğunu kimse düşünmüyordu. Aksine gecekondu bir çözümdü konut sorununa karşı. O dönemde bunun karşılığı olarak da toplu konut yerleşkeleri gündeme gelmişti. Ben daha okul yıllarımdan itibaren toplu konut projeleri yapmaya başladım. Tabii ki o dönemde toplu konut anlayışı şehre tam entegre olan, etrafı duvarlarla çevrilmemiş, şehirle bütünleşen yaklaşımları içeriyordu. Yani mahalle oluşturuyordunuz toplu konut yaptığınız zaman. Bizim görüşümüz de öyleydi o zaman.

 

-Hedef kitleleri de daha farklıydı galiba o zamanlar…

 

Tabii onlar daha mütevazi konutlardı. Hatta ben şehircilik dersi için bir tez hazırlamıştım `Toplu konut nasıl olmalıdır?' diye. Çok enteresan bir çalışma yapmıştım. Kooperatifler ve belediyeleri manipüle ederek, kamusal niteliği fazla olan, aynı zamanda bir kent parçası oluşturan, bir mahalle oluşturan ve de bunu dar bütçelerle doğru yapmayı sağlayan bir şema hazırlamıştım.

 

Bizim bu işlere başladığımız yıllarda kapalı site örneği pek yoktu. Bizim yaptığımız Altunizade Konaklar sitesi ya birincisi ya da ikincisidir.  Tabii bu tarz siteler dünyada daha önce yapılmıştı ve daha sonra da çok yapıldı. O süreç içinde de eleştiriler aldı. `Bunlar gettolar oluşturuyor, kapalı sitelerin diğer sosyal katmanlarla ilişkisi koparılıyor, İnsanlar duvarla çevrilmiş varoş içinde yaşıyorlar' diye eleştiriler geldi. Bu eleştirilere ben süreç içinde çok katılmadım. Özellikle İstanbul çok büyük bir metropol. Burada her türlü modele yer var. Tüm modeller var ve sütün yerleşimlerin tek model olma şansı yok.

 

-Özellikle İstanbul'da ortaya konan site örnekleri doğru yapılaşmalar mıdır? Bu konudaki eleştirileriniz nelerdir?

 

Ben kapalı siteleri hem eleştiriyorum hem de hakkını vermeye çalışıyorum. Bir apartmanı tekil olarak ele aldığınız zaman apartman da bir kapalı site. Kapıcısı var, herkes giremiyor apartmandan içeri, herkes ayrı dairelerde oturuyor, yani 20 daire varsa 20 villalık bir dikey site. Şimdi bunlar çoğalıp içine de bazı fasiliteler de girdiği zaman burada bir dünya kuruluyor, şehirden kopuk bir yaşam kurgulanıyor eleştirisiyle karşı çıkanlar oldu. Bu karşı çıkanların içinde bizim mimar arkadaşlarımız da oldu ama onlar da zamanla bu sitelerden yaptılar.

Tabii önemli olan bu sitelerin nasıl olduğu. Bu çerçevede çok çalıştığımız için farklı şeyler de geliştirdik.  Mesela yapılamadı ama Eko City diye bir site projesi yapmıştık. O site açık bir kapalı site örneğiydi. Her bloğa sokaktan giriyorsunuz ama iç bahçesi insanlara kapalı. Öyle bir konseptte çok büyük bir yerleşimi gerçekleştirdik. Ümraniye'de Ümran Çelik Boru Fabrikası'nın yerinde bir dönüşüm projesi olacaktı. Ama gerçekleşmedi.

 

-İnsanları sitelere yönelten en önemli etken nedir sizce?

 

Konjonktür insanları öyle bir zorladı ki insanlarda bir güvenlik endişesi yaratıldı. Bu, her insanın kendi ailesini koruma içgüdüsüyle daha denetimli bir yerde bir ev edinme arzusunu yarattı insanlarda.

Güvenlik konusu sitelerde çok abartılıyor. Mesela bizim Lagün projemizde 2,5 metreye yakın duvar var. Ama öylesine pompalanmış ki bu güvenlik endişesi üzerine bir de 2,5 metrelik ferforje güvenlik demiri yapılmış. Sanki Normandiya çıkartmasını karşılamak üzere hazırlanıyorsun. Bu korkunç bir şey. Ben hep şu benzetmeyi yaparım, Alkadraz Hapishanesi gibiº

 

‘Hendek kazalım, sur yapalım'

 

-Alınmayın ama madem öyle siz projeye lagünler yapacağınıza keşke sitenin etrafına hendek kazsaydınız… O da su, o da su…

 

Yok, alınacak bir şey yok. Gerçekten de öyle. Yavaş yavaş buna dönüşüyor. Etrafına hendek, surlar, Rum ateşi, merdivenleri atmak gibi tedbirler gerekiyor galibaº

 

Terrace Fulya'da bir toplantımız oldu güvenlikçilerle. Hala iş devam ediyordu o dönemde, mimari sorumlusuyduk projenin. Ayrıca benim de orada bir dairem var. Dediler ki güvenlikte şöyle böyle tedbirler alınması lazım. Ben sinirlendim dedim ki, `siz 20 küsur kişisiniz. Her tarafta kameralar var. Bırakalım, her ay birinin dairesi soyulsa, biz aramızda para toplayıp zararı karşılasak bize daha ucuza gelir. Öyleyse siz niye varsınız'. Öyle deyince sustular.

 

Bu durum insanları hem çok korkutuyor, hem de bunlar yoksa insanlar bu sitelerden ev almıyorlar sonucunu doğuruyor. Bu tür hapishane gibi yerleşimler bugün artık sadece Güney Afrika'da var. Çünkü orada zenci saldırıları oluyor.

 

Yaptıktan 19 yıl sonda beni Altunizade Konakları'ndan aradılar. Mesa'nın da öyle bir nezaketi vardır. Değişiklik yapacakları zaman mimarın görüşünü alırlar. Dediler ki `buraya ilave güvenlik isteniyor tellerden, sizin bir öneriniz var mı?'. 19 yıl sonra niye böyle bir ihtiyaç olduğunu sordum. Bir hırsızlık olayı olmuş ve tedirginlik oluşmuş. Bir şey de çalınmamış, kimseye bir zarar verilmemiş. `Peki, 19 senedir kaç kez böyle bir şey oldu' diye sordum. `İlk kez oldu' dediler. Dedim ki '18 senedir ilk kez oluyorsa siz İstanbul'daki en güvenli sitesiniz.' Çünkü ben Serencebey'de tekil bir apartman dairesinde oturuyorum, 4 kez soyuldu.

 

‘Mimari eksik sosyal donatı ile kapatılıyor'

 

-Peki, son yıllarda sosyal ve sportif tesislerin abartıldığını düşünmüyor musunuz? Bu durum, fiyatları da çok yükseltiyor üstelik…

 

Bu toplu konutları devlet, belediyeler ve hatta TOKİ, insanlara bir kamusal hizmet sunmak amacıyla yapıyor olsaydı bunların rakamları belli bir standart çerçevesinde daima aşağı düşerdi. Yani 3 bin konut yapmakla 5 bin konut yapmak arasında maliyet açısından büyük fark var. Ama bu artık Türkiye'deki en büyük iş konusu. Özellikle de konut sektörüº Dolayısıyla müteahhit firmalar bunun maliyetini düşürüyor olsalar da hedefleri öncelikle o işten kar etmek. Dolayısıyla maliyeti düşürmüş bile olmak satmak adına başka şeylerle o işi desteklemek zorunda kalıyor. Sosyal tesisi zengin yapıyor. Devlet eliyle bile yapılmış olsa mesela 150 bin liraya satılabilecek olan daireyi biraz da promotif çalışmalarla 200 bin liraya satmaya çalışıyor. Halbuki seri üretimle onu 125 bin liraya satılmasını temin etmek varken onu yapmıyorlar. Giderek A, A+ veya B, B+ müşteriler azalmaya başladı. Giderek daha sınırlı imkanları olan kişilerin daire satın alması söz konusu oldu. Bunları da yapıp satabilmek için ya kaliteyi düşürmek ya metrekareleri çok küçültmek durumunda kalıyorlar ama aynı zamanda da onların marjlarına yakın satmak adına da `sosyal tesisi var, şusu, busu var' diye işin maliyetini artırmış oluyorlar.

 

Bu abartılan sosyal tesislerin de ancak yüzde 25'i kullanılıyor. Ama satışta etkiliyor insanları. O yüzden müteahhitler de büyük yapıyor. Ondan sonra başa bela oluyor aidatlar. Tesisler sürdürülemez, bakılamaz hale geliyor. Bahçeler, havuzlar, sular yapımından bakımına kadar dikkat edilmesi gereken şeyler aslında. Bunların bu kadar çok yapılmasının bir sebebi de mimariye ve tasarıma gerekli önemin verilmemesi aslında. Başka şeylerle süsleyip müşteriyi kandırma anlamına geliyor da diyebiliriz. O yüzden biz bunları fazla tasvip etmiyoruz ve bazı şeyleri kendi içinde doğru çözümlemeye çalışıyoruz. Fakat sektörün gidişatında böyle bir yanlış var.

 

 

 

 

-Toplu konutlarda ev metrekareleri ve oda sayıları sizce akıllıca planlanıyor mu? Örneğin şu an satılan evlerin çoğu ya 3+1 ya da 1+1. 2+1 ev bulmak zor? Bu neden böyle?

 

Biz Ağaoğlu ile My World projesini yapmadan üç sene kadar önce `2+1, 1+1 daireler yapmak lazım. Önümüzdeki dönemde toplumsal ihtiyaç bu yöne doğru gidiyor' diyorduk. My World projesinde biz ağırlıklı olarak 1+1 ve 2+1 yapılması gerektiğini söyledik. Hatta biz yüzde 26 oranında 1+1, 2+1 önerdik. Ağaoğlu pek istemedi. `Bu daireler farklı amaçlarla kullanılıyor, aile evleri içinde sıkıntı oluyor' dedi. Ben çok ısrar ettim. Bu dairelerin hisse senedi gibi olacağını, toplu halde alınıp satılacağını söyledim ama kabul etmedi ve `yüzde 12'de kalalım' dedi, biz de öyle yaptık. Dairelerin ilk satışı yapılacağı zaman, daireler resmi satışa çıkmadan 116 tane 1+1 daire öğlene kadar satıldı. Sonra Ali Ağaoğlu beni aradı ve `Adnancığım, bunlar çok satıldı, hepsini 1+1 yapalım bunların' dedi. Ondan sonra biz bir toplantı yaptık ve bir blok dizisini 1+1'e çevirdik. 780 daire vardı Andromeda blokta, 990 daireye çıktı bölünce. Toplantıda Ali Ağaoğlu'da `Ya Ağaoğlu, bu blok ahlak çöküntüsünden magma tabakasına kadar çökecek' dedim. `Olsun, olsun satılıyor' diye cevap verdi. Kısacası kriterlerin değiştiği yeni yeni anlaşıldı ki Ağaoğlu grubu yenilikleri çok iyi takip eden, neyin satılacağı iyi bilen bir şirkettir.

 

‘Şehir yaşamına en uygun eve 2+1'

 

2+1'ler ise hala fazla yok. Şimdi biz yeni projelerimizde 2+1'lere daha fazla yer veriyoruz. Çünkü şehir yaşamı için en ideal format 2+1. Genelde eğer evde çalışmıyorlarsa evi artık daha az kullanmaya başladı insanlar. Biz mesela Canan Residence'da 1+1 ve 2+1'leri çok yaptık ama metrekareleri de öyle küçük değil. Çok hoş kullanımları var dairelerin ve 3+1'e hiç gerek yok.

 

İste bütün bunları optimal ve reeline bağlı yapmak, o abartılı sosyal tesis yerine dairelere birkaç metrekare fazla alan sağlamak, o daireyi daha iyi işler kılmak belki de daha sonradan daha iyi geri dönüşler sağlar müteahhitler için.

‘Geleceğin tarzı modüler ev'

-Konut sektörümüz bu kadar hızlı ama hala bir konut standardı oluşturabilmiş değiliz. Bu nasıl oluşturulacak?

 

Dünyada toplu konut kavramının gündeme hızlı bir şekilde girdiği 70'li yıllardan sonra modülasyon kavramı vardı. Habitat kongrelerinde bunlar çok uzun süre tartışıldı. Türkiye'de bunun ilk denemelerini Tuncer Çavdarı'nın bürosu yaptı. İzmit yerleşkesi olarak çok kapsamlı, işin sosyolojisinden ekonomisine kadar İzmit Belediyesi için çok iyi bir araştırma yaptılar. Kitapçıklar yayınladılar. Belediyeler yoluyla modüler sistemle toplu konutlar nasıl kurulur ve çeşitleme nasıl kurulur diye araştırdılar. Bunlara gidilemedi çünkü bizim ülke olarak başka alışkanlıklarımız var. Örneğin ailenizin size çeyiz olarak hediye ettiği koltuk takımı bir salon kadar. Bu bir gösteriş unsuru. Bir de insanlar Türkiye'de aldıkları evi sadece yaşam alanı olarak görmüyor, bir yaşam garantisi de sayıyor. Onun için bir oda daha fazla almak, geniş ev almak tercih sebebi oluyor.

 

Biz bu süreçlerden geçtik ve modüler ev sürecine yeni geliyoruz. Hayat daha yeni realitesine oturuyor. Türkiye kırsal hayattan şehir hayatına yeni yeni geçti. Bizde de artık bir standart üretim olması lazım. Ayrıca mimari öyle bir hale geldi ki bütün bu standardizasyona rağmen çeşitleme yaratılabilir. Aynı birimlerle bambaşka tasarımlar yaratabilirsiniz.

 

Esasında bizde endüstri kavramı çok yeni oturmaya başladı. İnsanlar bu tür kavramları yeni öğreniyor. Bunun acısını da çekmeye başladık. Mesela İkea neyi gösterdi insanlara? Orada yapılan bir daire düzenlemesinin ne kadar küçük alanda ne kadar iyi yaşam kurgulanabileceğinin örneğini gördüler, herkes şaşırdı.

 

Belki mimarlar da bu bağlamda çalışmalarına yön verecek. Çünkü dairelerin ebatları da küçülmeye başladı. Onlar da formatlarını değiştirmek zorunda. Ben mimarların modülasyon sistemine geçişte büyük rol oynayacağını düşünüyorum. Keşke standart veya modüler ev denen şeyi biz de yıllar önce yapabilseydik.

 

Ben Yıldız Üniversitesi Şehircilik Kür-süsü'nde iken yüzlerce proje yaptırdım öğrencilerime. Belki 200'den fazlası da bu bahsettiğimiz türde toplu konut çalışmalarını içeriyordu. Hatta Soğanlık Belediyesi'nin tahsis ettiği bir alanda alt yapı projesi hazırladık. Belediyenin desteğiyle altyapısı yapılan bu alan için kooperatif gurupları oluşturuldu. Bu kooperatif grupları da burada modüler sistemle tanımlanmış projelerle kendi projesini yapacaktı. Ama tam başlayacağı sırada askeri idare geldi ve Soğanlık Belediye Başkanı da komünistlikten dolayı tutuklanıp içeri atıldı. Sebebi de dozerle kooperatiflerin işlerine yardımcı olmasıydı.

 

 

İki kule projesi yolda

Son dönem projeleriniz ve önümüzdeki dönem için planlarınız neler?

 

Önümüzdeki dönem için iki tane ofis kulesi gündeme geldi. Canan Yapı için Anadolu Yakası'nda bir ofis kulesi yapmamız istendi. İnanlar inşaat için öyle bir projemiz var, onun üzerinde çalışıyoruz şu anda.

 

İnanlar İnşaat için Zekariyaköy'de Terrace Vadi diye bir proje yapıyoruz. Henüz lansmanı yapılmadı bu projenin. Proje belediyeye henüz girdi. Oranın özel imar durumları var, ona uygun bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, bakalım ne çıkacak. Daha sonucunu alamadık yani projenin.

 

Geçtiğimiz dönemde ise iki tane büyük proje çalıştık avan proje bazında. Bir tanesi Maslak'ta Fako'nun bulunduğu arsa için 75 katlı bir kule projesi yaptık. Fakat mal sahipleri ile müteahhit gurup tam anlaşamadı. O yüzden bu proje bekliyor. Bir de yabancı mimarlara çalışma yaptırıyorlar. Biz o projeyi neredeyse uygulama projesine yakın bir proje olarak çalıştık. Ama bekliyor.

 

Bir de Aşçıoğlu İnşaat için Ali Sami Yen arsasına bir şeyler yaptık. Onlar bir sürü yabancı gruba da proje yaptırdı. Bizden de bir takım mimarlar çalıştı ama farklı kriterler devreye giriyor ve doğru değerlendirilemiyor bazı şeyler.

 

Orası da oldukça kapsamlı bir proje. Zaten bizim tarzımız şu: Genellikle müteahhitler bir yer için önce bir konsept proje istiyor. Onun iki amacı var. Birinci önce buraya neler yapılıyor göreyim, bir de o projeyi yaptırırken mimarlara çok para ödemeyeyim. Ucundan bur para ödeyeyim, sonra o proje devam ederse ödeme devam etsin. Aslında bu işlerde en önemlisi o baştaki avan projedir ama o avan proje işi almak için yapılması zorunlu bir promosyon haline getiriliyor.

 

 

İlk projesini park otel için yaptı ama kabul ettiremedi

 

Mesleğe nasıl başladınız? Hangi okuldan mezun oldunuz?

 

Ben liseden sonra ilk olarak Ortadoğu Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü'ne başladım ama özde mimar olmak niyetim olmasına rağmen o dönemlerde mühendislikler daha revaçtaydı, önce kimya mühendisliğine başladım. Orada birinci ve ikinci seneyi okuduktan sonra orayı terk edip kendimi İstanbul'a attım ve Mimar Sinan Üniversitesi yani o zamanki Güzel Sanatlar Akademisi'ne girdim. Ben 68 kuşağı sayılırım. O dönemler hem siyasi hem sanatsal hem mimari anlamda hem de dünyadaki geçlik hareketleri anlamında çok hareketli bir ortam vardı. Dolayısıyla bir sürü heyecanlı insan bir araya gelmişti Mimar Sinan Üniversitesi'nde. Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Türkiye'nin ilk mimarlık fakültelerinden biri, belki de ilkiº Dolayısıyla çok iyi bir ortam vardı okulda o yıllarda. Hocalarımızdan da çok şeyler aldık ama esas olarak eğitimizi kendi aramızda yaptık. Öylesine bir heyecan vardı kiº

 

Akademi'de çok hoş bir süreç geçirdik. Akademi'den yüksek mimar olarak mezun oldum 5 yıllık bir eğitimden sonra. O dönemde ben Akademi'de kalmak istemedim. Ama bir eğitim merakım vardı. Yıldız Üniversitesi'nin Şehircilik Bölümü'nde 7-8 sene kadar çalıştım. Askerlikten sonra da geri dönmedim üniversiteye. Özel bir kuruluşla beraber mesleki hayata girdim.

 

İlk projeniz neydi?

İlk olarak İstanbul Park otel projesini yaptık. Ama bu yapılan proje değildi. Biz oraya farklı 3-4 proje yaptık ama maalesef bizim yaptığımız projeler uygulamaya giremedi. Sonradan spekülatif bir proje yaptılar ve yıkıldı. Bazen Park Otel konusu açılınca bizim adımız anılıyor ama o projenin bizim projemizle alakası yok. Bizimkisi bambaşka bir projeydi. Biz daha çevreyle uyumlu, daha insaflı bir proje yapmıştık. Şöyle söyleyeyim, bizim projemizin imarı, şu anda yapılan projenin yarısı kadardı inşaat yoğunluğu olarak.

 

Yapılan projede arsanın dibinden başlayarak doldurdular. Biz ise eski park otelin bahçesini ön bırakmıştık. Arkasından kademeli olarak iniyordu. Alman Konsolosluğu'nu geçmeyen bir yükseltiyle başlamıştık. Daha sonda yükselen bir yükselti vardı. Sonuç olarak Park Otel 100 yıldır orada otel. Sonradan bir çıkıntı değil. Zaten orada vardı. Dolayısıyla rantabl bir proje olması gerekiyordu orada yapılan projenin. Biz o sınırları optimumda tutmuştuk. Ama maalesef olmadı, o spekülatif proje sonradan yıkıldı. Şimdi siyasi bir konu haline geldi ve şimdi bir mezbele gibi orada duruyor.

 

İlk site projesi Altunizade Konakları

İlk ofisinizi nasıl ve kiminle açtınız?

 

İlk işimden ayrıldıktan sonra Mutlu Çilingiroğlu ile birlikte MİA Mimarlık diye bir ofis kurduk. İlk organize ofisimiz orası. İlk etapta Capitol Alışveriş Merkezi binasını ve Altunizade Konaklar sitesini yaptık. Yani bir anlamda ilk nitelikli konut yerleşmelerini o dönemde Mutlu ile birlikte yaptık. Capitol de Galeria'dan sonra ikinci alışveriş merkezidir. Anadolu yakasında da ilktir ve çok dar bütçelerle yapılmıştır. Orada `o dar bütçeler içinde ne yapılabilir'i yaptık biz. Ama ben Capitol'ün o çevreye bir şey kattığını düşünüyorum. O çevreyi zenginleştirdi. Çok rahat oryante olursunuz. Girersiniz, bütün çarşıyı ağlılarsınız. Şu anda hala iyi çalışıyor olması da başarısını ispatlıyor.

 

Arkasındaki evler de, o dönemde öyle bir yer yoktu ve o evler bütün çevreyi etkiledi. Bütün çevre de onları örnek aldığı için Altunizade iyi şekillendi. Daha sonra Etiler'de Sarı Konaklar projesini yaptık Mesa için. Daha sonra Bahçeşehir projesi derken Mutlu Çilingiroğlu ile birlikte 12- 13 yıl kadar beraber çalıştık. Sonra işler daha kapsamlı hale gelince ikimiz de aktif mimarız yani birimiz mimar birimiz yönetici değildik. Bu yüzden hiç problemi olmayan bir ayrılık oluştu. İkimiz de ayrı birer büro oluşturduk. Hala bütün ilişkilerimiz aynen devam eder.

 

İş açısından paslaşıyor musunuz hala?

 

İş paslaşmaktan ziyade fikir alışverişimiz devam ediyor. Zaten ailece de hep birlikteyiz. Öyle bir formatımız vardır. Ender ortaklıklardan biridir diyebilirim. Doğan Tekeli ±Sami Sisa ya da Tago grubunun ortaklığı gibiº O ortaklık içinde iyi işler ürettik. Mutlu hala bizim eski büroda devam ediyor. Ben şimdiki ofisime geçtim. O da çok iyi işler geliştiriyor şu anda, biz de işlerimize devam ediyoruz. Yani işlerimizin kapsamı genişledi diyebilirim bu ayrılıkla.

 

 

‘Türk mimarlar Avrupalı mimarların emrine girecek'

 

Dünyada mimari bu gün nerede, yeni trendler neler? Türkiye bunun neresinde?

 

Hollanda, İspanya yeni mimarlık akımlarının daha çok gün yüzüne çıktığı ülkeler. İngiltere dünyada çok iş yapıyor mimari alanda ama Hollanda kaynaklı bir sürü iş de var dünyada. Ama inşaat açısından baktığımız zaman Bütün Avrupa'da yapılan inşaat sayısı İstanbul'daki inşaat sayısı kadar yok. Dolayısıyla Türk mimarları için çok büyük fırsattır İstanbul. İnşaatçılar için de öyle. Ama Avrupa'da inşaatlar bittiği için yabancı mimarlar Türkiye ve Ortadoğu'ya doğru akmaya başladılar. Bunun Türk mimarları için şöyle bir handikap'ı var ki biz bu ogün çantamızı alıp gidip hemen Almanya'da, Hollanda'da iş yapamıyoruz ama Amerikalı, İngiliz, İspanyol mimarlar gelip burada iş yapabiliyorlar. Böylesine kötü bir anlaşma yapılmış vaziyette Tansu Çiller zamanındaki kabuller nedeniyle. Dolayısıyla Türk mimarlarının yeni nesli önümüzdeki 10 yıllık dönem içinde yabancı mimarların emrinde çalışmaya başlayacak. Kendi bürolarında çalışmak yerine ya partner olarak yabancılarla beraber çalışacaklar ya da onların emrinde çalışmak durumunda kalacaklar. Böylesine ters bir akım var şu anda.

 

- Peki, nedir bu piyasadaki yabancı mimar merakı, nereye varacak?

 

Aslında yabancı mimarlar da kuş kondurmuyor. Şöyle de bir şey var ki benim arkadaşlarım Amerika'da çalışıyor, Amerika'daki büroların başında çoğunlukla Türk mimarlar var.

'Biz neredeyiz'e gelince doğrusu bizdeki yeni nesil arkadaşlarımız bizi takip eden pek çok arkadaşımız birçok Avrupalıdan çok çok iyi işler yapıyorlar ve bence Türk mimarlığı iyi bir yerde. Ama taşlar yerine tam oturmadı. Müteahhitler, halk ilişkileri, prosedürler, belediyenin teknik mevzuatı gibi etkenler var. Bunlar daha birbirini anlar ve ortak dili konuşur hale geldikleri zaman ben inanıyorum ki Avrupa standartlarının üzerinde ürünler de burada çıkar olacak.

 Ben Türkiye'de mimari iyi durumda diye düşünüyorum ama şehir planları ve kentsel rantların mecrası doğru konmadan doğru dürüst bir şey çıkmasına fırsat vermiyor çok fazla. Siz İstanbul'da gördüğünüz mezbelenin içine pırlanta gibi bir bina kondursanız çok fazla bir şey ifade etmiyor. Bütüncül bir yaklaşım olmadığı zaman İstanbul düzelemez. İstanbul'un kentsel tasarım ölçeğinde müdahalelere ihtiyacı var.

  • Etiketler:

Yorum Yaz