Finans Merkezi’ne ilk imzayı Ömer Çamoğlu attı

Finans Merkezi’ne ilk imzayı Ömer Çamoğlu attı

Ataşehir’deki Finans Merkezi’nde ilk kazmayı Sarp Grup vurdu. Leopardus İstanbul adı verilen projenin mimarı Ömer Çamoğlu...

Kaynak:  ESRA ÖZSÜMER / İNDREGİ 

Türkiye'de olduğu kadar yurtdışında yaptığı projelerle de adını duyuran Mimar Ömer Çamoğlu, bu kez de AKP Hükümeti'nin en iddialı projelerinden biri olan Ataşehir'deki Finans Merkezi'ne imzasını atıyor. Kendi tabiriyle `çok sıkı bir proje' hazırlayan Ömer Çamoğlu, Leopardus İstanbul'un Finans Merkezi'ndeki ilk şantiye olduğuna da dikkat çekiyor. Sarp Grup için hazırladığı Leorapdus İstanbul projesinin otel, rezidans ve ofis blokları ile küçük bir çarşıdan oluşan 200 bin metrekarelik bir proje olduğunu anlatan Ömer Çamoğlu, bu projesiyle hayli iddialı görünüyor.

 

Leopardus İstanbul'un çok önemli bir proje olduğunu vurgulayan Ömer Çamoğlu, Finans Merkezi devreye girdiği zaman ortaya çıkacak ihtiyaçlar göz önüne alınarak hazırlanan bu projenin yakın zamanda yapılması planlanan Merkez Bankası binasına oldukça yakın olduğunu belirtiyor.

Projenin üç ana kütleden oluştuğunu ve bu kütlelerden bazılarının organik kabuklarla tasarlandığını anlatan Çamoğlu Proje hakkında şu bilgileri veriyor: ™Üç kütleden otel olanı orta boyutta, ofis ondan biraz ufak, rezidans ise yüksektir. 42 katlı bir binadır. Yaklaşık 200 bin metrekare inşaat alanı olacak. 338 rezidans dairesi ve 130 home office var. Otel ise 600 yatak kapasiteli olacak.

Yani yaklaşık 300 odaº O bölgede yoğun olarak yapılacak olan ofis kullanımı düşünülürse ona hazırlık olarak otel yapılmıştır. Ofisler yapılmıştır. Zaten orada yapılan ilk otel Leorapdus İstanbul oluyor. Hatta finans merkezinde başlayan ilk şantiye orası. Leopardus İstanbul'un rezidansında kullanım birimleri seçilirken ilk dikkat edilen şey yabancıların gidip gelecek olması oldu. Bu misafirlere yönelik ufak dairelerin olduğu, ev ofis olarak da kullanılabilecek, tam bir rezidans hizmeti verilebilecek bir konsept yaratıldı. Bulunduğu yer itibariyle de amacına uygun kullanılacak. Zaten orası için zaruri bir proje çünkü tam finans merkezinin göbeğinde. ™

 

Irak'ta dev proje

Leopardus İstanbul'un dışında Türkiye'de pek çok yeni projenin hazırlığını tamamlayan, birçoklarının da üzerinde çalışan Ömer Çamoğlu, yurtdışında da birçok büyük proje için kollarını sıvamış. Bunlardan en öne çıkanının Irak'ta 2 milyon metrekarelik bir alan üzerinde kurulması planlanan kentin konsept projesi olduğunu belirten Ömer Çamoğlu ile güncel projelerinden, mesleki yaşamına, yurtdışı deneyimlerinden kişisel hedeflerine kadar geniş bir çerçevede sohbet ettikº

 

Leopardus İstanbul dışında şu an gündemde olan hangi projeleriniz var?

Güncel projelerimiz arasında Ağaoğlu İnşaat'a yaptığımız projeler var ama henüz onları açıklayamıyoruz. Onun dışında genelde konut ağırlıklı projelerimiz var. Karma kullanımlı projelerimiz de var.

Lüks villalar biraz fazla var. Göktürk'te Country Life diye bir projemiz var. Beylikdüzü'nde New Residence'ın yanı sıra birkaç tane daha konut rezidans projemiz daha devreye girmek üzere. Onun dışında Kurtköy'de Emay İnşaat'la girdiğimiz New Port projemiz var. Yine Emay için yaptığımız Centrium projesi var. Kanlıca `da adı belirlenmemiş bir villa projesi yaptık. Çamlıca'da Erkan İnşaat'la villa projelerimiz var. Ayrıca bir de Kıbrıs'ta Girne Towers adı altında bir rezidans projesi yaptık. Bursa'da Sıcaksu bölgesinde bir dönüşüm projesi yapıyoruz Bursa Büyükşehir Belediyesi için. Bu çok keyif verici bir proje. Maddi bir yönü yok aslında. İçinde otelden termal tesise, AVM'ye kadar her şey var. Bursa için çok değişik bir proje olacak.

 

Yurtdışındaki güncel projeleriniz neler?

Yurtdışında birkaç konsept projemiz var. Irak'ta 2 milyon metrekarelik bir arsada bir şehir kuruluyor. Oraya bir konsept hazırlıyoruz Iraklı bir yatırımcı için. İçinde konut, ticaret alanları, AVM, hastane, otel var. Çok büyük bir proje ve kesinleşti. Irak'ta ayrıca kesinleşmemiş iki projemiz daha var.

Ukrayna'da Kiev'de 3 rezidans projemiz var. Azerbaycan'da Azerbaycanlı bir yatırımcı için bir turizm projesi çizdik. 300 bin metrekareye yakın bir proje ve içinde aquapark'a kadar her şey bulunuyor.

 

‘Güzel proje güzel yaşlanır'

Mesleki tarzınızı nasıl ve mimarlık mesleğine yaklaşımınızı nasıl tanımlarsınız?

Benim için mesleki yaklaşım nedir derseniz bir defa kesinlikle fonksiyon, malzeme, yatırımcıların düşünceleri, kullanıcının konforu öne çıkıyor. Yatırımcı olarak, konut, ofis, AVM, rezidans, villa yapabilirsiniz. Ama bunu sonuçta insan kullanacak. Yatırımcı niye yapar? Sonuçta başarılı olmak için yapıyor. Başarı kalıcı bir eser bırakmak kadar aynı zamanda yaptığın işten para kazanmaktır. Ama sonuçta bunu insan kullanacak. Sonuçta amaç insanın mutlu olmasıdır.

Malzeme niye önemlidir? Malzeme açısından bakarsak, Türkiye'deki inşaat sektöründe büyük firmalar malzeme konusunda fazla riske girmek istemiyorlar. Alıştıkları bir malzeme vardır, onlar da haklılar. Büyük firmalar, sonuçta belli sorumlulukları vardır. Yarın öbür gün malzemeden kaynaklanan aksiliklerden dolayı, yaptığı işin arkasında duracağı için onun ona bir maliyeti vardır. Ama siz de mimar olarak her seferinde yeni bir malzeme kullanmak istersiniz. Gerçi dünyada yeni çıkan her malzeme Türkiye'de kısa süre içinde distribütörünü buluyor ama yeni malzemeler pahalı oluyor. Türkiye'de inşaat maliyetleri çok önemlidir ve bu maliyetlerin içine sığmak için farklı malzemeler seçemiyorsunuz.

 

Mimari de önemli olan nedir? Öncelikle güzel bir proje yapmak istersiniz de güzel projenin tanımı nedir? Güzel projenin tanımı genellikle şehri kullananlar tarafından, projeyi kullanalar tarafından estetik bulunmasıdır. Ama onun dışında aynı zamanda güzel proje fonksiyonel olmalıdır, doğaya uygun olmalıdır. Güzel proje güzel yaşlanmalıdır. Güzel projeyle ilgili bir sürü kriter, parametre var.

 

Sizin tabirinizle ‘güzel proje' nasıl yapılır? Her mimar güzel proje yapabilir mi?

Güzel proje yapmak her mimar ister de bunun için biraz zaman ayırmak lazım. Gerektiği kadar zaman hep ayırmaya çalışıyoruz. Türkiye'de son zamanlarda enteresan şeyler oluyor. Yatırımcı diyor ki `okullar tatile girecek, aman satışa çıkalım'. `Okullar açılacak aman satışa çıkalım, bayram gelecek satışa çıkalım'. Satış için belli dönemler oluşmaya başladı. Siz oturup o zamanlara proje yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Mimarın bence en büyük düşmanlarından biri zaman. Proje ne kadar kısalırsa sizin tasarıma ayırdığınız zaman da o kadar kısalıyor. Onlar tehlikeli tabi. Mimarların arasında konuşulur, deriz ki `Ya, bir türlü gelmedi'. Gelmedi de gelmesi için belki sana yeterli zaman tanınmadı. Hep eşref saatinde olmak zorunda değilsin.

Bizim işimiz araştırmaya dayalı bir iştir. Çok araştırmalı ve kafa yormalısınız. Ben ilk düşündüğüm şeyi projelendirirsem belki de hata yaparım. Ben o ilk düşündüğüm fikre en az 3-4 alternatif fikir üretip onun kafamda muharebesini yapıp kazananını seçmezsem rahat olamıyorum. Bu alternatifleri değerlendirip en olumlu olanını seçmeliyim, betli sütün artıları birleştirip yeni bir şey oluşturmalıyım. Ama siz zaman fukarasıysanız bir önceki işi aynen yaparsınız riske girmemek için. Burada yatırımcı aslında acele etmekle kendine zarar vermiş oluyor. Bu konuda o kadar trajikomik örnekler var kiº Adam bir arsayı almak için 8 ay düşünür, aldıktan sonra 8 günde proje ister.

 

‘Sosyal tesisler artık kullanılıyor'

Sitelerde biraz da satışı artırabilmek için çok fazla sosyal, sportif ve güvenlik tesisi yapılıyor. Bunlar sizce ne kadar sürdürülebilir ve kullanılıyor?

Güvenliğe yönelik yapılan tasarruflar hep kabul görüyor ve kullanılıyor. Düne kadar sosyal tesisler de pek kullanılmıyordu. Bir kaç sene öncesine kadar yani. Bugün bakıyorum sosyal tesisler artık kullanılıyor. Kapalı yüzme havuzları mesela kullanılıyor. Burada site sakinlerinin bir defa orada yaşama istekleri olması lazım. Site sakinlerinin ucuz yaşama istekleri varsa, minimum aidatla yaşamak istiyorlarsa o zaman sitenin bakımı, temizliği, hizmeti sorun oluyor. Sitenin de orayı gerçekten kullanma niyeti olması lazım. Ama benim yaptığım sitelerde genellikle bu tip tesisler kullanılıyor.

Ama dediğiniz gibi badminton yapıyorsun, squash yapıyorsun bunlar kullanılmazsa sorun olur. Squash gerçekten yapılırsa müthiş bir spor ama kullanmazsanız fevkalade pahalı bir spordur. Çünkü o alanda parkeyi yapmışsınızdır, yüksekliği sağlamışsınızdır, bölmeleri yapmışsınızdır. Pahalıdır tesis olarak ama kullanmıyorsunuz. Buna karşılık fitness salonları son yıllarda çok talep görüyor. Site içinde yaptığınızda da talep görüyor. Kısaca laf olsun diye yapmadığınız tesisler kullanılıyor.

Ben mesela Dumankaya'nın Kurtköy'deki Trend projesinde kat bahçeleri yaptım. Büyükşehir Belediyesi'ndeki yetkili arkadaş da `Ben çok beğendiğim için yönetmeliğe konmasını istedim' dedi. Bir süre yanlış anlaşıldı ama şimdi denetimle filan daha doğru kullanılır hale geldi.

Bu Trend'in kat bahçeleri de büyük boşluklu alanlar. Ben de haberlerde okuyorum, site sakini `Mimar burada o kadar iyi düşünmüş ki, biz burada doğum günleri tertipliyoruz, komşular bir araya geliyoruz, hanımlar toplanıyor' diyor. Bu benim o kadar hoşuma gitti ki. Ama bakın kullanıyorlar. Ama orada ben kaç blok yaptım. Eminim hepsi aynı yoğunlukta kullanılmıyordur. Biraz kullanan insanın da istekli, iştahlı olması lazım. Biz her şeyi insanlar için yapıyoruz ama o insan şimdi yan gelip yatsın, göbeğini kaşısın, televizyon seyrettiği sürece siz ne yaparsanız yapın makbule geçmez.

 

‘Sürdürülebilir mimari önemli'

 Günümüz mimarisinde Türkiye'de ve dünyada öne çıkan kriterler neler?

Siz sürdürülebilir lafını güzel kullanıyorsunuz. Sürdürülebilir mimari günümüzde çok önemli. Onun dışında çevreye saygılı, çevreyle bütünleşmiş, çevreyi kirletmeyen, organik mimari, organik tasarımlar çok önemli. Güzel yaşlanabilen binalar derken şunu kastediyorum:

Bir malzeme yıllar sonra size baktığında, siz malzeme `Bak ben bunca yıl geçirdim ve o yılları sana bir yerde anlatırken fonksiyonlarımı da hala yapabiliyorum. Fonksiyonlarımı yaparken de senin göz zevkini hala bozmuyorum' diyebilmeli. Bunlar gerçekten önemli. Ben İngiltere'ye ilk gittiğimde bir malzemeciye gittik. Baktım orada kenarda tuğlalar var. Bir kısmı yeni, bir kısmı da sanki sökülüp alınmış, eski, harabe tuğlalar. Bir İngiliz geldi. Yenilerle hiç ilgilenmedi. Eski tuğlalara baktı baktı, birden altın bulmuş gibi `Tamam, budur' dedi. Fiyatını sordu. Hiç abartmadan söylüyorum, yeni tuğlaların belki 10 - 12 katı para ödedi. Merak ettik. Sorduk satıcıya. Bir defa tuğla bir tane alınır mı? Bir de burada yeni ve ucuzu varken neden gitti eskisini aldı. Meğer evi Victoria bilmem ne tarzıymış. Yaklaşık 170 yıllıkmış. Bir araba manevra yaparken köşedeki tuğlayı kırmış. Onun yerine bir tuğla koyacakmış. `Bu tuğla tam o' diyor. Adam tuğlasını arıyor. Oraya yenisini koymak istemiyor. Doğal malzemeden üretilmiş bir tuğla güzel yaşlanır. Bakın bir granit furyası oldu ama bu gün cephelerde kimse granit kullanmamaya başladı. Çünkü derz yerlerinden malzeme suyu aldıkça etrafa çevre kirliliği veriyor. Bakıyorsunuz ıslak duruyor, kirli duruyor. Sanki böyle bir an önce yıkılıp da yeni bir malzeme yapılması gerekiyormuş gibi duruyor. İste bu güzel yaşlanmayan malzeme.

 

Hedefim yapabildiğim kadar mimarlık yapmak

Eşim aslında çok yoğun çalıştığımız için artık emekli olup biraz gezelim, kendimize zaman ayıralım istiyor. Ama bence, ben çok verimli olduğum bir dönemdeyim. Yaklaşık 10 yıldır öyleº Bu kadar birikimimin olduğu bir dönemde elimden geldiğince proje işlerine devam etmek istiyorum. Sıkılmadığım, yorulmadığım, sıkıntıya girmediğim sürece hakikaten yapmak istiyorum. Burada gerçekten işin maddi yönünü gerçekten düşündüğümüz yok. Sonuçta nasılsa iş yaparsanız bir şeyler de gelir, buradaki giderleri de karşılar ama işin mesleki hazzı gerçekten keyif verici oluyor.

Ben son 10 yılda mimarlığa daha geniş bir kitle tarafından daha saygın bir meslek olarak yaklaşıldığını görüyorum. Daha bir değerli görülüyoruz çevremizde. O bakımdan hoşuma gidiyor. Yani ben bu mesleğe ilk başladığım yıllarda dekorasyon falan da yapardım. Bakardı adam yaptığımız dekorasyona, `ne güzel olmuş, bunu hangi usta yaptı' derdi. Onun bir tasarıcısı olduğu düşünmezdi. Mimarlık da genellikle öyleydi. Mimarlık dediğin zaman sonuçta aspirin plan dediğimiz sağda bir daire, solda bir daire, ortada merdiven ve asansör olan planlara imza atan kişi vatandaş gözüyle bakılırdı. Biz oralardan geldik. Tabi bu adamlar yurtdışına gittikleri zaman gerçekten güzel binalar gördüklerinde 1970'li, 80'li yıllarda `Millet neler yapıyor kardeşim, siz de mimar mısınız' diye mimarları eleştiriyorlardı. İyi de mimar, sen ona bir olanaklı konu vermedikten sonra, belli bir bütçe ayırmadıktan sonra, her şeyden önce mesleğinde saygıyı sende görmedikten sonra hangi özgüvenle sana hangi güzel projeyi yapacak. Bunlar önemli. Ben mesela 1993-94 yıllarında proje yaparken biz belli yatırımcıların aile mimarı gibiydik ve bazıları `Neden hep yurtdışında güzel projeler yapıyorsun da burada yapmıyorsun' diye sorardı. Ama sen diyorsun ki şu bütçeyle sınırlıyız. Belediye diyor ki bu imarla sınırlısın. Hele o tarihlerde taşeron hangi malzeme ile nasıl uygulama yapacağım diyor. Bunların hepsi birleştiği zaman o kadar kısıtlı işler çıkıyor kiº 

 

‘Bedavaya proje olmaz'

Azerbaycan, Irak, Türkmenistan gibi yine sonuçta özü Ortadoğulu olan birkaç ülkenin dışında yurtdışı mimarlık hizmetleri çok caziptir. Bugün bir Avrupalı, ABD'li mimarın ücretleri o ülkelerde var. Onların dinleri, kültürleri Avrupa ve ABD'ye yakın olduğundan mıdır bilmem, bunu çok çabuk özümsemişler ve mimara çok büyük önem veriyorlar. Benim mesela Rusya'da bu konuda deneyimlerim var. Siz orada bir bina yaptığınız zaman size `Bir plaket getirin de asalım, mimarı şudur diye' derler. Türkiye'de ben böyle bir taleple hiç karşılaşmadım. Asarsanız zaten müteahhit veya orada oturan insan bu da kimmiş diye çıkartıverir. Orada ben getirmedim diye kendi yapıp asmıştır. Bu Rusya'da oldu, Ukrayna'da oldu. Bu ülkelerde gerçekten emeğe çok büyük değer veriliyor. Türkiye'de bu son 10 yıldır, yani mimari platformdaki yarışın getirdiği bir değer veriliyor gibi gözüküyor ama mesela orada bir mimarımız çıkıp rahatlıkla diyebilir `ben güzel projeyi bedava bile yapabilirim' diye. Niye bedava yapasın. Güzel projenin bir de ödülü olmalı. Kimse bedavaya güzel proje yapmak istemez ki. Ama mimar arkadaşım yanlış söylemiyor. Türkiye'de `İşte sana güzel bir proje veriyorum, bedava çiz' mantığı hala var. Diyor ki `Ya Ömer Bey, burada tabelan olsun istemez misin?'. İsterim ama yani Mimarlar Odası'nın asgari ücreti gibi bir alt tarifeden alıp yapıyorsak bunun daha neyini tartışıyoruz. Bu artık adama ayıp geliyor, ağır geliyor.

Demek istediğim siz bu ülkede, bu ücretlerle ayakta durabiliyorsanız mesleğinizi sevdiğiniz içindir. Yoksa para kazanmak istiyorsanız, mesela ben 1998 yılına kadar yaptığım projelerin inşaatlarını da yapardım. Ondan sonra baktım artık ekonomik özgürlüğümüz var, boş ver sırf sevdiğim işi, projeciliği yapayım dedim. Şimdi sırf sevdiğim işi, projeciliği yapıyorum. Ama projecilikten para kazanılıp zengin olunmaz. Para kazanır iyi yaşarsınız hepsi o kadar. Yaşam standardını tutturursunuz. Yoksa hizmet sektöründe gider kalemi çok fazladır. Dolayısıyla bizim bu işte yapmış olduğumuz bu çalışmaya önce insan bekliyor bir saygı duyulsun yani.

Yurt dışında kesinlikle mimara değer veriliyor. Eğer sizin yaptığınız çalışma övgüyü hak ediyorsa kimse o övgüyü esirgemiyor. Bizim yaptığımız işte kazandığımız para emek sektörünün getirdiği kadardır. Ama alkış ve övgü çok önemlidir. Onu bekleriz. O benim için parayla mukayese edilmez. Ama bunu esirgiyorlar.

Bana yıllarca önce basit bir diyalogda patronuma `Ben sana yıllardır bir sürü proje çizdim. Hiç birini beğenmiyorsunuz. Ama benimle çalışmaya devam ediyorsun' dedim. 33-34 yaşlarındaydım. Patronum bana ne dedi biliyor musunuz? `Beğenmez olur muyum, beğenmesen niye seninle çalışayım' dedi. `Sorun ne, niye söylemiyorsun o zaman' dedim. `Şımarırsın' dedi. Ama yurt dışında böyle bir endişe yoktur. İyi bir şey yaptığınızda hep övgü alırsınız. Hakkınız hep verilmek istenir. O yüzden ben yurtdışında övgü almaktan hep keyif alırım.

  • Etiketler:

Yorum Yaz