Eren Yorulmazer, İstanbul’a imzasını atmaya hazırlanıyor

Eren Yorulmazer, İstanbul’a imzasını atmaya hazırlanıyor

İTÜ’de mimarlık eğitimi almasına rağmen kariyerini iç mimarlık konusunda yapan ünlü mimar Eren Yorulmazer, İstanbul’a imzasını atmaya hazırlanıyor. Mesleğe başladığı yıllarda 40 yaşına kadar iç mimarlık yapma, daha sonra da mimari projelerde bulunma kararı aldığını söyleyen Eren Yorulmazer, “Bu yıl tam 40 yaşındayım ve bu sene bina projelerine başladım” diyor.

Kaynak: ESRA ÖZSÜMER / İNDERGİ

Türkiye'nin en ünlü iç mimarlarından biri olan ve ünü yurtdışında Avrupa'dan Ortadoğu'ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılan Eren Yorulmazer, bu günlerde tam bir dönüm noktasında. İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (İTÜ)  mimarlık eğitimi almasına rağmen kariyerini iç mimari konusunda yapan ünlü mimar, 15 yıl önce karar verdiği gibi artık mimari projelere de imza atacak. Bu konudaki ilk çalışmalarına başlayan Yorulmazer'in amacı “İstanbul'a imzasını atmak”.

Mesleğe ilk başladığı yıllarda kendine bir süre koyduğunu anlatan Eren Yorulmazer, 40 yaşına kadar mimarlık yapmama kararı aldığını belirtiyor. 40 yaşı ‘insanın olgunluğa erdiği çağ' olarak tanımlayan Yorulmazer, “İç mimari de ilerleyip, iyi bir isim yapıp, her bakımdan kuvvetlenip sonra mimariye gireceğim dedim. Onu hedef olarak belirledim. Şu anda da tam 40 yaşındayım. Bu sene bina projelerine başladım” diyor.

İç mimari projelerine de devam edecek olan ünlü mimar, bu konuda da yeni bir şeyler yapmanın peşinde. İç mimari konusunda mesleğinin zirvesinde olan Yorulmazer, artık daha geniş kitlelerle kucaklaşmak istiyor. Bu amaçla insanların daha sık girip çıktıkları kafeterya, restoran gibi mekanların dekorasyon projelerine ağırlık vermek isteyen Yorulmazer, bu iş için ofisinde özel bir ekip oluşturmuş. Ayrıca büyük çaplı konut projelerinde, maliyeti artırmadan  standart malzemelerle daha iyi yaşam alanlarını yaratılabileceğini göstermeyi amaçlayan Mimar Eren Yorulmazer, gündemdeki projelerini ve gelecek planlarını İndergi'ye anlattı:

- Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

- Ben İTÜ Mimarlık Fakültesi mezunuyum. Çok severek okudum. Aslında ortaokul ve lise çağlarında okulun bir numaralı öğrencisi değildim ama üniversitede okula girdiğim zaman anladım ki bu meslek tam benim yapabileceğim, yapımla tam olarak örtüşen bir dal. Çok da yüksek proje notlarıyla 4 sene okuyup mezun oldum. İnsan ortaokulda ve lisede o başarıyı tatmayınca o başarının güzelliğini bilmiyor. Üniversitede her proje dersine farklı bir çizimle çok iyi hazırlıklarla giderdim. İTÜ'yü çok sevdim. Taşkışla Binası'nda okudum. Her sabah olsun da, okuluma gitsem diye okudum 4 sene boyunca.

 

- Meslek hayatınıza nasıl başladınız?

- Meslek hayatıma okulla beraber, aynı anda başladım. Okulda öğrenciyken staj yapmamız söylendi. Ben de okul hayatımı çok prensipli ve düzgün devam ettirdiğim için, çok hevesli olduğum için bu mesleğe her şeyi tam yapmak istiyordum. Okulda, Ersin Emiroğlu hocamız vardı. Ona fikrini sordum. ‘Etrafa gez bir bak' dedi. ‘Kimlerin çizgisi senin hoşuna gidiyor, bana gel söyle ‘ dedi. Biz de o ara bina projeleri yapıyoruz. Ama mekan içlerini de döşeyerek yapıyoruz. Birinci sınıfta oda bazında başlıyoruz. İlk önce kendi odamızı yapıyoruz. Sonra banyolar, mutfaklar… En sonunda da bir müstakil ev projesi yapıyoruz. Sonra otel odasına geçiliyor. Sonra ticari mekanlara geçiliyor. Bu şekilde mekan mekan ilerleniyor. Mesleki her şeyi takip etmeye çok meraklıyımdır. Baktım birkaç tane mağazanın mekan tasarımı benim dikkatimi çekti. Basın yayını da çok takip ediyorum. Reşit Soley'in tasarladığı birkaç mekanı çok beğendim. İTÜ Mimarlık kökenli oluşu da benim ilgimi çekti.

Ersin Hoca'ya danıştım. Ersin Hoca ‘Reşit Bey de benim öğrencim ve ben de senden bunu bekliyordum' dedi. Ben Reşit Bey'e mektup yazdım. Daha birinci sınıf öğrencisiydim. Reşit Bey'den ‘Gelin görüşelim' diye cevap geldi. Mayıs ayında görüşmeye gittim. ‘Okul bitiminde gel' dedi. Okul bitti. Gittim. Koray İnşaat, Yapı Kredi binalarını yapıyordu. Reşit Bey'le kontrat yapmışlar. Beni oradaki şantiye şeflerinin yanına stajyer olarak koydular. Sabah 9'dan akşam 6'ya kadar ayakta çalışıyoruz. Korkunç yoğun bir iş süreci yaşadım. Bana o yaz çok faydalı oldu. Çok şey öğrendim. Bir inşaatta duvar nasıl yapılır, proje nasıl realize olur, uygulama projesi nedir? Bütün bunları öğrendim o yaz. Ekim ayı geldi, okul açılacak. Gittim Reşit Bey'e teşekkür etmeye… Reşit Bey ‘Şantiyedekiler senden çok memnunlar, ben de memnunum. Okuldan kalan zamanlarda şantiyeye gel hem bağlantın kopmasın hem de pratiğin artar' dedi. Okulumuz pazartesi ve perşembeleri yarım gündü. Cumartesi ve pazarları da giderek ben 3 sene daha bu işe devam ettim. Okulu bu şekilde bitirdim. Aynı zamanda çalışma hayatına da girmiş oldum.

Baktım ki okul size teknik bilgileri veriyor ama okuldan sonra uzun bir hazırlık dönemi gerekiyor. Benim çok sabrım yoktu. Ben bir an evvel kendi işime başlamak istiyordum. Bunun üzerine okulla birlikte çok zahmetli olacak ama ben bu işe gidip geleyim, okuldan sonraki 3-4 seneyi kazanırım diye düşündüm.

‘İlk bağımsız işlerimi Bursa'da yaptım'

- Okulu bitirince hemen kendi ofisinizi kurdunuz mu?

Okul bitince 5B'de full-time çalışmaya başladım onlardan gelen teklifle. Oradaki şantiye şeflerim benim artık büyük bir şantiyeye tek başıma bakabileceğimi söylediler. Deniz Bank projesi başlamıştı o zaman. Onun şantiye proje şefi olarak başladım. O proje tamamlanınca Reşit Bey'e dedim ki ‘Sizden çok şey öğrendim teşekkür ederim. Ama ben bir pratik daha yapmak istiyorum. O sıralarda Paşa Diskotek açılmıştı. Çok enteresan geldi bana. Mustafa Toner'le tanıştım ve ben bir senede Mustafa Toner'le çalıştım. Oraya da projelerle ilgili olarak girdim ama Mustafa Bey'in olağan üstü harika yaklaşımı ve olağanüstü beyefendiliği sayesinde çok bire bir dirsek teması içinde çok yakın çalıştık. Hiç unutamadığım senelerden biridir bu sene. Daha sonraki bir yıl çalışmadım. Bir sene kendimle ilgili hazırlık yaptım. Okul biteli üç sene olmuştu. Artık bütün iş piyasasını öğrenmiştim. Mustafa Bey'in yanında daha özgür proje yapma imkanım da olmuştu. O potansiyeli daha net görünce arkasından bir ofis oluşturmak istedim. Biraz piyasayı serbest olarak görmek biraz da yurt dışını görmek istedim. Malzemeleri öğrenmek istedim. O zamanlar tam Türkiye'nin dünyayla entegre olduğu yıllardı ve ben o bir seneyi çok iyi değerlendirdim. O bir senenin sonunda kendime ait birkaç tane projeyle serbest olarak çalışmaya başladım. İlk Bursa'da çalışmaya başladım. Bursa'da 2 senelik periyodum sonunda ciddi boyutta işler yapmaya başladım. Tekstilin de çok albenili yıllarıydı. Oradaki birçok tekstil sanayicisiyle çok görkemli projelere imza attım. Daha sonra İstanbul'da ilk Naile Sultan Korusu'nda ve Ulus'ta bir villa, bir müstakil ev ve bir apartman katıyla iki senenin sonunda İstanbul'daki projelerim başladı.

25 yaşımdan beri 15 senedir kendi ofis düzenimle çok sayıda iş yaptım. Ağırlıklı İstanbul'da olmak üzere Bursa, Antalya, Ankara'da yurt dışında Rusya'da, Rus devletlerinde, körfez ülkelerinde, Avrupa kıtasında projeler yaptım. Çok sayıda ev, fabrika idari binası ve show room yaptım. Oteller başladı son iki sene itibariyle.  Monaco'da Cannes'da, Roma'da, Paris'te, Cenevre'de çok güzel evler yaptım.

Yurtdışı beni çok cezbetti. Şu anda ben haftada 3 gün İstanbul'da kalarak ofisimi yönetiyorum. Haftada bir gün başka bir şehre gidebilirsem gidiyorum. Diğer günleri yurt dışında geçiriyorum. Oradaki projelerimize, malzeme bağlantılarımıza bakıyorum. Yenilemeye çok açık olduğum için kendimi bütün sergileri, bütün fuarları takip etmeye çalışıyorum. Tabi projelerime yansıyor bu.

‘Klasik mekanlar yapmayı seviyorum'

- Bize biraz kendi tarzınızı anlatabilir misiniz?

Bende baktığınız zaman dönem dönemdir. İlk başlangıçta çok ateşli modern yıllar var. Sonra bir avangart dönemim var. Modernle çok renkli mekanların yapımı var. Arkasından modernle klasiği karıştırdığım kısa bir dönemim var iki sene kadar. Sonra full klasik yaptığım bir 5 senem var. Son iki seneden beridir de tekrar moderni ve klasiği bir arada yapan bir çizgiye oturttuk. Ofiste iki ayrı grubum var. Bir grupla sırf modern projeleri götürüyoruz. Bir grupla da klasikleri götürüyoruz. Hiç demode olmayan mekanlar çıktığı için klasik mekanlar yapmayı seviyorum. Evlerde özellikle çok zamansız proje isteyenlere klasiği öneriyoruz. Ama tabi mekanına göre; mesela çok modern bir mekansa da modernist döşüyoruz. Şimdi iki tarzı bir arada yapıyorum.

- İki tarzı birleştirdiğiniz de oluyor mu?

- Tabi iki tarzı karıştırarak yaptığımız projeler de var. Benim ofisim de zaten böyle. Modern projeleri de görkemli yapıyorum. Türk insanı minimali yaşamayı bilmiyor. Çok sade mekan yaptırıp “Bunu nasıl renklendirebilirim” diye düşünürlerse o minimal olmaz. Ya da “Hindistan'dan bir yastık aldım koydum çok yakıştı” olur. Ondan sonra kopuş başlar. Mekanları tam bitirdiğim için, müşteri o “bir şey eksik” lafını hiç edemez. Ondan da rahatsızlık duyar aslında.

- Sizin bir de dönem projeleriniz var. Onları hala yapıyor musunuz?

- Tabi yapıyoruz. Şu an mesela ampir dönem çok başarılı olduğumuz bir dönem ofis olarak. Ampir dönem İstanbul'da da izlerini çok gördüğünüz bir dönemdir. Ben Osmanlı'nın Lale Devri'ndeki çizgisini çok beğenirim. En güzel eserler o dönem verilmiştir. Ondan etkilenerek modernle karıştırarak bir tarz yapıyoruz. Bu dönemleri yapabilmek için bu dönemleri hem çok iyi bilmek, hem de çok iyi bir göz lazım ayırt edebilmek için. Çünkü klasik öyle bir şeydir ki kötü yaptığınızda bayağı olur hiç çekilmez. Örnekleri çok. Benim klasiklerim çok klastır. Gerçeğinden hiç ayır edemezsiniz, tam dönemini yaşarsınız.  Malzemesiyle, oymasıyla, işlemesiyle, kumaşıyla, resmiyle tam dönemini yansıtır ve ya bütün dönemlerin miskidir. Ama ben orijinal iyi parçalarla veya orijinale en yakın parçalarla bu işi yaparım. Ben yoğun olarak aksesuarı ağırlıklı kullanırım. Aksesuarları dünyanın dört bir köşesinden çok iyi seçiyoruz. Bizim şu anda İstanbul'da klasik olarak yaptığımız çok sayıda ev var. Modern yaptığımız evler de çok sayıda.

40 yaş dönüm noktası

- Mimar olmanıza rağmen kariyerinizi iç mimarlık konusunda yaptınız. Mimari projeler yapmayı düşünüyor musunuz?

Ben kendime bir süre koymuştum. Ben 40 yaşına kadar mimarlık yapmayacağım dedim. Nedense bir 40 yaş koymuşum kafama. İnsanın olgunluğa erdiği çağ olarak düşünmüşüm onu. İç mimari de ilerleyip, iyi bir isim yapıp, her bakımdan kuvvetlenip sonra mimariye gireceğim dedim. Onu hedef olarak belirledim. Şu anda da tam 40 yaşındayım. Bu sene bina projelerine başladım.

- Peki 40 yaşından sonra başladığınız mimari projelerinizde, bu güne kadar iç mimari projelerinizde gördüğümüz tarzı ve ihtişamı görebilecek miyiz?

- Ben, insanların girdiklerinden itibaren kendilerini ait hissedecekleri mekanları yaratırım. Ya da hiç düşünmedikleri ama enteresan bulacakları mekanları çok iyi yaparım. Binalarda da aynı şeyi yakalamayı düşünüyorum.

İstanbul'a biraz imza atacağız. İhtiyaç da o yönde. Zaten bir binaya bakılınca mimarı anlaşılmalı.

 

- Şu anda üzerinde çalıştığınız mimari ve iç mimari projeleri hakkında bilgi verir misiniz?

- Müstakil ev projelerimiz var mimari olarak başladığımız, çizdiğimiz. Birkaç tane yüksek bina projesi çiziyorum. Kontrat icabı nerede ve hangi şirketler için olduğunu söyleyemem çünkü onlar yapacaklar sunumunu.

Kaşıbeyaz'a harika bir restoran yapıyorum Yeniköy'de. Bir yabancı turist geldiği zaman götürebileceğimiz kaç yer var? Yani Türk klasik yemeğini sunduğumuz şıklıkta… Mesela üst düzey bir devlet başkanı geldiğinde götürebileceğimiz... Bence imzalı bir mimarın yaptığı öyle bir yer yok. Şimdi bu projenin heyecanı içindeyim o açılacak şimdi yılbaşına doğru. Taksim Hill'in kafesini yeniledik en son.

Ben artık insanların çok rahat ulaşabilecekleri mekanları aldım programıma. Bu iki sene onunla geçecek. Bütün Sultanahmet gelsin bana, hepsini yapacağım. İnsanlar 30-40 kişilik davet yapacak mekan bulamıyor. Davet dekorasyonuna dünya paralar harcıyorlar ama artık buna son vereceğim. Bu konuda işletmelere kapıyı açtım, bunu için özel bir ekip kurdum. Patır patır projelerini çizip, danışmanlıklarını verip bu şekilde gidiyoruz. Zaten Kaşıbeyaz bittikten sonra bu iş artacaktır. Bütün lokantalar gelecekler.

Kısacası ben kendime 40 yaşına kadar bir süre koymuştum. Bu süre içinde de insanların web siteme girip, bunlar gerçek mi diyecekleri işler yaptım. Bundan sonra insanların sıkça girip çıktıkları ve rahatça satın alacakları mekanlar tasarlayacağım. Önümüzdeki 2 ile 5 sene içindeki süreyi buna ayırdım.

Lüksü geniş kitlelere yayacak

- Herkesin ulaşabileceği bu projelerin konut ayağı da olacak mı?

Bu yıl yapacağım böyle birkaç proje. Bu konuda görüşmelerim devam ediyor. Ben biraz daha kitlelere ulaşan, geniş ayaklı bir proje düşünüyorum. Benim bu mesleğin en üst noktalarından birinde olduğum herkes tarafından takdir görüyor zaten. Mesela şehrin en merkezi noktalarından birindeki en lüks rezidansı yapıyor olmam sürpriz olmaz. Ama benim her gün çok yoğun bir mail trafiğim ve danışanlarım var. Bu kitle ile bütünleşecek büyük ölçekli bir projeyle bu işte olmayı daha uygun buluyorum. Çünkü inşaat şirketleri gayet iyi malzemelerle, çok iyi kaliteyle bu işi yapıyorlar. O standart malzemeleri daha iyi kullanarak, daha renkli kullanarak insanların daha seveceği hale getirerek olabileceğim bir projede olmayı arzu ediyorum. Türkiye'de ve dünyada tanınmış, artık bu meslekte ispat edecek bir şeyi kalmamış ve genç biri olarak kendimi bu projelere artık hazır hissediyorum. Biraz daha büyük kitlelerle bütünleşebilen, daha geniş kitlelerin lüksü yaşayabileceği, o binanın giriş holüne girdiği andan itibaren daha farklı kucaklayan ve Türkiye'nin iyi mimarlarından birinin yapmış olduğu bir projeler gurubu olsun istiyorum. Tek proje beni kesmez. Herhalde böyle bir girişim olacak ve onda yer alacağım. Kafamda şöyle bir şey var. Büyük bir şirketle çalışıp yine onların standart donanımlarıyla, fiyatla oynamadan, iyi bir gözün o malzemeleri nasıl kullanabileceğini göstermek. Binanın dışı, içi, girişi, dairelerin içi, banyosu, mutfağı ve onun daha sonra nasıl yerleştirilebileceğini de kapsayan bir hizmet vermek ama geniş ölçekli bir projede… Tek bina olmasın. Dedim ya Etiler'de lüks bir bina yapılmış. Biz onu zaten en iyi şekilde yaparız. Ama benim amacım, bana gelmeyen ama beni çok beğenen, benim yaptığım mekanda çocuklarını büyütmek isteyen ve o güvenilir inşaat şirketinin kalitesinden emin olan müşteri kitlesiyle bütünleşeceğim büyük ölçekli bir projede olmayı düşünüyorum.

- Mimari projesini yaptığınız bina mesela bir otel olursa bu otelin iç mimari tasarımlarını da siz mi yapacaksınız?

- Tabi, full olmazsa yapmam. Kendi yaptığım otelin içini de ben yaparım. Bunun dışında başkasının yaptığı otelin iç mimarisini de yaparım. Ama ben bu Antalya'daki otel projelerinin tek mimara yaptırılmasına karşıyım. Çünkü bir otelin içinde 8 tane restoran var örneğin. Kardeşim çağır 8 kişiyi her biri bir restoranın içini yapsın. Otellerin her iki katını bir mimara yaptır, 10 tane mimarla çalış. Gelenler o farkı görsün. Yaşarken her mekandan farklı zevk alsın. Balo salonunu birine, kahvaltı salonunu birine, barını, gece kulübünü birine yaptır. Ben büyük projeler için böyle birlikteliklerden yanayım. Sıkı para harcanmadan sıkı para kazanılmıyor. Öncedenmiş o “az yatırayım çok kazanayım” mantığı. Ben sadece para yatırımından bahsetmiyorum. Bilgi ve görgü yatırımı da bu yatırımın içinde önemli bir yer tutuyor. Bir işletmeyi yönetecek bilginiz ve görgünüz olması lazım. Yoksa yapma, ülkeye de kendine de zarar veriyorsun.

- Son zamanda yaptığınız otel projeleri hangileri?

 - Nurol Holding'in Batum'daki oteli var. Gayet modernist bir otel. Binasını İskenderiye Feneri olarak çizdi sayın büyük hocamız. Ben de onun içinde, yine onun yarattığı ambiyansı devam ettirerek ama günümüzün çizgisinde, işletmenin rahat edebileceği bir çizgi oluşturdum.

 

Taksim Hill'i yaptık son olarak. Daha önce Bordum'da Grand Yazıcı'yı yaptım. Ahtayla'da  Shine'ı yaptım. Şu an 3 tane daha projem var çizimleri devam eden. İstanbul'da çok büyük, görkemli, çok lüks üç otel daha yapmak istiyorum. Gelen yabancı turistin girdiği zaman “ Aman Allahım ben nereye geldim” diyebileceği projeler yapmak istiyorum.

‘İnşaatçı arkanda değilse yurtdışında şansın yok'

- Siz uzun yıllardır yurt dışında iç mimari projeleri yapıyorsunuz. Örneğin mimar yeni yeni açılıyorlar yurt dışına…

- Yani bizim mimarlar New York'ta bina yapmadılar. Ama yaparlar diye düşünüyorum. Bizde çok yetenekli, çok büyük isimler var. Hem iç mimari hem de mimari alanında 8-10 kişi var ki harikadır. Dünyanın har yerinde iş yaparlar. İnşaat endüstrisi tabi bizde çok büyük gelişme yakaladı. Teknoloji de buna ayak uydurduğunda çok görkemli işler yapacağız yurt dışında ama yasaların da buna eşlik etmesi lazım. Yani imar düzenlemelerinin bizdeki yetenekleri daha ön plana çıkaracak şekilde izinlere açık olması gerekiyor ki mimarlar da kendilerini daha iyi gösterebilsinler.

 

- Ben yurtdışında Türk iç mimarları açısında çok ciddi bir pazar payı olduğunu düşünüyorum ama yurt dışında çalışma yapan çok sayıda iç mimarımız yok…

- Burada sizin öncelikle kendinize yatırım yapmanız lazım. “ Ben bir ofis açtım 10 kişi çalıştırıyorum” deyip beklerseniz o iş gelmiyor size. Benim Ortadoğu pazarı için ayrı, Avrupa pazarı için ayrı basın danışmanlarım var. Bir defa bu işi basınsız yapamazsınız. Bunun yanı sıra firmalar, beni çok desteklediler. Yurtdışına giden hangi firma olursa olsun beni yanında sürüklemiştir. Rusya'ya giden Rusya'ya beni davet etti, “Burada sizinle beraber ne yapabiliriz” dedi. Ortadoğu'ya giden beni davet etti. Kuvvetli firma yanınızda olmadan başarı şansı sıfırdır. Avrupa'ya gidenler de davet etti ama Avrupa'daki bağlantıları ben daha çok kendim yarattım. Çünkü Avrupa'da iş yapan çok fazla Türk şirketi yok.

 

Ama kısaca büyük şirketler, müşterilerim beni hep daha iyi olmam için sürüklemişlerdir. Ben bu pazarlara onların vasıtasıyla gittim. Mesela geçen sene Katar'da bir fuar yaptı İstanbul Ticaret Odası. Beni davet ettiler. Onlar sayesinde gittim. Orada 180 metrekare bir standım vardı. Size izdihamı ve yoğunluğu anlatamam. Bu yıl en basit örneği, geçtiğimiz ay yapılan A Plus Gayrimenkul Fuarı'na Yaşan Aşçıoğlu arayıp bizzat davet etti. Beni orada görmek istediğini söyledi. Şimdi ben “A Plus fuarına gireyim, ne iyi olur” diye düşünmemiştim. Beni Yaşar Abi direkt davet ettiği için “Bu fuara çok yakışırsın” dediği için katıldım. Bana çok hoş bir yer verdiler. Ben de oraya katılırken onların yaptığı rezidans projelerine eşlik edebilecek, oradan bir daire alanın içini nasıl yapabileceğini göreceği bir düzenleme yaptım. Gayet sade, net ve modern projeler satılıyor Türkiye'de son dönem. - İnşallah görkemlileri ben yapacağım önümüzdeki yıllarda- Ben de A Plus'taki o konsept içinde 45 metrekarelik bir stüdyo dairenin içi nasıl yaşanabilir konseptini oraya adapte ettim. Bir hafta bir sürem vardı hazırlık için ama bir haftada yapmadığım şey kalmadı. Mesela İtalya'dan kalakata diye bir mermeri, bütün bir kütük olarak getirttik. Bir duvarı onunla kapladık. Parkelerimizi Belçika'dan getirttik. Hepsi oraya özel, sıfır mobilyalar ve aydınlatmalar koyduk. Çok ilgi gördü ve beğenildi.

Yani markanın yerleşmesi açısından tek başınıza bir şey yapamazsınız. Beni Türkiye'nin büyük ve saygın inşaat kuruluşları davet etmeseydi ben orada olamazdım.

 

- Peki iç mimarlık açısında yurt dışı pazarını nasıl görüyorsunuz.

- Yurt dışında daha fazla iş almamız lazım. Mesela bütün Ortadoğu'nun bizim elimizde olması lazım. Çünkü oranın yaşam tarsını en kolay öğrenebilecek ve adapte olabilecek olan bizleriz. O renk, ahenk bizim ülkemizde. Onları da en güzel bizim mimarlarımız yansıtır diye düşünüyorum. Ki ben etrafımda yapılanlara bakıyorum. Dediğim gibi bir 8-10 kişi var ki dünyanın her yerinde çok güzel işler yapabilecek kapasitede. Çok iyi ofisler, mimarlar ve iç mimarlar var Türkiye'de. Bunları çok iyi değerlendirip bizim de sektöre çok daha aktif olarak girmemiz lazım. Mesela ben şuna hayretle bakıyorum. Sırf iş adamlarını götürüyor bakanlar yurt dışına giderken. Niye artist adamları da götürmüyorlar? Bu ülkenin yaratıcı güçlerinin ve kreatif adamlarının da katılması lazım o sempozyumlara, o seyahatlere, o kongrelere diye düşünüyorum ben. Çok işi mimarlar, yazarlar, sinemacılar var bu ülkede. İşini iyi yapan, kendini geliştiren yeni bir jenerasyon var eskilerle beraber. Mesela A Plus'ta bana verdikleri desteği her sektörde herkes birbirine verebilir diye düşünüyorum.

Diziden görüp geldiler

- Ortadoğu ülkelerinde yayımlanan Türk dizileri, o bölge insanının yaşam tarzının etkiliyor mu? Örneğin o dizilerde gördükleri evleri isteyen Ortadoğulu müşterileriniz var mı?

- Yurt dışından çok insan geliyor İstanbul'a. Ben bu yaz Ortadoğu'dan gelen en az 15 aile ağırladım. Kaldıkları otellere benim ismimi verip bana ulaşanların yanı sıra dizi de görüp gelen de oldu. Aşk-ı Memnu'da bizim bir mekanımız çıktı. Bu diziyi görüp araştırmışlar. Yığınla mail geldi. Gelip bizzat soranlar oldu. Ama ne yazık ki Ortadoğu pazarında bir Çin ve Hindistan, Endonezya egemenliği var. Çin, Hindistan ve Endonezya'da çok ucuza, kalitesi çok düşük, Türk malı gibi olmayan, albenisi olan ama çok ehven ve bayağı bir tasarım diyemeyeceğim bir üretim var. Bu bölgedekiler bu fiyatlara çok alışmışlar. Çünkü Ortadoğuluların yanlarında çalışanların hepsi o bölgeden. Ayrıca Lübnanlıların çok büyük bir ağırlığı var Ortadoğu'da. Ortadoğu'da bakanların ve şeyhlerin yanında çalışanların yüzde 80'i Lübnanlıdır. Bu Lübnanlılar birbirlerini tutma adına mesela bir Türk mimar gelecek denir, o Lübnanlı başka bir Lübnanlı mimarı senin gözüne sokar. Türk mimarın randevusunu 6 ay geciktirir. Adam arar projesini sorar, “Gönderdim” dersiniz, “Bana gelmedi” der. Onlarda korkunç bir irtibat zorluğu ve engelleme var. Ama tüm bunlar aşılabilir, bu pazarlar çok iyi değerlendirilebilir. Daha iyi tanıtım ve bizim hepimize daha iyi kol kanat gerecek bir yapılanma lazım o bölgede. O bölge zor bir bölge, zannedildiği kadar kolay bir bölge değil. İnşaat sektörü için biraz daha rahat bir bölge, çünkü Türkiye'nin artık kaliteli işler yaptığını anladılar. Ama orada yapılan işler daha A plus seviyesinde değil. Ayrıca başka zorlukları da var. Oraya vize olması bile başlı başına sorun. Türkiye'ye vize olması kadar saçma bir şey olabilir mi? Artık Türkiye'nin gerçeklerini herkesin anlaması lazım. Türk inşaat sektörü çalışkan, limitsiz, önü açık, her şeyi daha iyi yapmak isteyen ve önü açık bir grup. Bu şirketlerin başında yüksek okul bitirmiş insanlar var. Patronların çoğu ya inşaat mühendisi ya ekonomi okumuş. İkinci kuşak zaten hepsi eğitimli. Bir de yeniliğe çok açıklar. İnsanın illa okumuş olması da gerekmiyor. Bizim inşaat gruplarımız halkın ne istediğini çok iyi biliyor ve yaptıkları projeler de kapış kapış satılıyor. Biz mimarların da görevi bu şirketlerle bütünleşip sektörü çok daha ileriye götürecek projeler yapmak. Dünyada ses getirecek projeler yapmak. Mesela İstanbul'un en yüksek binası yapılıyor ama bina yapılırken dünya basınının, dünya mimari otoritelerinin ilgisini çekecek şekilde o binayı yapmak lazım. Ben daha görkemli, daha flaş, dünyada daha ses getirecek projeler bekliyorum ve sadece onlarda olmayı uygun buluyorum. Benim bu güne kadar büyük şirketlerle bir toplu konutta bulunma şeklinde bir çalışmam olmadı. Ama dünya basınında kendisinden söz ettirecek projeler için ben buradayım.

  • Etiketler:

Yorum Yaz