Çok mu büyüdük ne?…

Çok mu büyüdük ne?…

Yunanistan’dakinden çok farklı olan bu toz, bizi rahatsız etmiyor. Ülkenin her santimetrekaresi şantiyeye dönüşmüş bir kere...

 

Toz duman bir ortamda, zavallı her Yunanlı vatandaş 350 milyar dolarlık devlet borçlarını ödemeyi mi düşünecek, “kurtarma” adına Avrupa Birliği'nden aldıkları 120 milyar euroluk borcun, bir yıl içerisinde mutlaka geri ödenmesini mi düşünecek? Avrupa Birliği bu kurtarma operasyonunu sonuna kadar götürecek zira, tüm bölgeyi altüst edecek tehlikeli bir sürecin başlamasını istemiyorlar. Büyük konuşmayı sevmiyoruz, ne olur ne olmaz yeniden başımıza gelmesin... Onbeş günden bu yana, televizyonlarda Yunanistan'da olup bitenleri izleyince, 2001 yılında yaşadıklarımızı hatırladık. Bir farkla benzer bir süreçten geçtik. Bu fark neydi biliyor musunuz? Avrupalıların beğenmediği biz Türkler, çok çalıştık, ürettik, sattık... çalışıyoruz, üretiyoruz, satıyoruz... çalışmaya devam edeceğiz, üretmeye devam edeceğiz, satmaya devam edeceğiz.

Peki ne oldu Yunanistan'da? İkibinli yılların Avrupa'daki en yüksek büyümesini sergileyen Yunanistan, ne yaptı da bu duruma düştü?

Önce bütün ülke yönetimi sözbirliği etmişcesine, büyük bir hata yaparak ucuz krediler alabilmek adına tüm dünyaya yalan söylediler. Ekonomik göstergeleri çarpıttılar. Büyüme rakamları da bu yalan üzerine oturtulmuş, tüketim odaklı göstergelerdi. İkinci ve en önemlisi ise, çalışmadılar... çalışmıyorlar... çalışmaya hiç de niyetli değiller. Yunanlı işadamına geçen yıl “Kredi borçlarını nasıl ödüyorsun?” diye sorduğunuzda, “Çok düşük faizli başka bir kredi alıyorum ve bu krediyle  ödüyorum” derdi. Daha düne kadar saat 15.05'de Atina'da Ziraat Bankası'nı aradığınızda “Mesai saatlerimiz 09.00 ila 15.00 arasındadır. Lütfen yarın görüşelim...” şeklinde bir telesekreter mesajıyla karşılaşırdınız. Sanayisi olmayan, gemiciliği başkalarına, Turizmi Türkiye'ye kaptıran Yunanistan gerçekten şaka gibi...

Perşembe günü açıklanan rekor büyüme rakamlarımız Yunanistan'a, Hırvatistan ile aynı dönemde başlayan AB müzakerelerinde bizi engelleyen, Hırvatistan'ı kabul eden AB'ye “nazire” yapar nitelikteydi. Şimdi bizim yakaladığımız yüksek büyüme rakamlarını, sırf Türkiye'nin başarısını küçümsemek adına “Krizin en önemli habercisi” şeklinde anons etmeye bayılanlar, bir gerçeği unutuyorlar. Ülke olarak çok çalışıyoruz, çok büyüyoruz. Aldığımız borçları hovardaca harcamıyoruz. Avrupa Konutları Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Çetinsaya'nın Habertürk TV'de canlı yayında söylediği gibi, yatırıma yönlendiriyoruz. 260 yan sanayinin üretim yaptığı inşaatta kullanıyoruz. Uzun vadeli ve yüksek faizli borçlanmayı sevmiyoruz. Aldığımız konut kredilerinde konut bedelinin yüzde ellisini nakit ödemeyi, kalan kısmını kredilendirmeyi benimsiyoruz. Faiz oranları yıllık yüzde 10'u geçtiğinde, doğal olarak frene basıyoruz.

TURSAB Başkanı Başaran Ulusoy'un dediği gibi, “Kural koyan bir ülke haline geldik. Artık bize akıl danışıyorlar, nasıl başarıyorsunuz diyorlar. Yunanistan, ne olur bize de turist gönderin diye yalvarıyor...” diyor. Dışarıdan gazel okuyan Rubini veya Soros'un açıklamaları, derecelendirme kuruluşlarının verdiği maksatlı düşük notlarla, çok şükür Türk ekonomisi allak bullak olmuyor. Merkez Bankası yerinde müdahaleler yapıyor, piyasanın aktörleri harfiyen buna uyuyor.

Tüm sektör temsilcileri, özellikle müteahhitlerimiz inatla çalışmayı, üretmeyi sürdürüyorlar. Geçen hafta Gaziantep'deydik. Tüm konutların vazgeçilmez aksesuarı olan, estetik, modern ve klasik halı üreticisi, Sanat Halı'dan Fahrettin bey ve ekibiyle bir görüşme yaptık, muhteşem tesislerini gezdik. Aylık 1 milyon metrekarelik kapasitelerini dolduruyorlar, üretimlerinin yüzde 90'ını ihrac ediyorlar. Yeni üretim tesisi için yatırım yapıyorlar. Cuma günü Erzincan'dan bir misafirimiz geldi Sayın Fikret Çelik. Fikret Bey de Erzincan'da 400 konutluk bir projenin startını vermiş. İstanbul'da yeni üç yatırımcıyla tanıştık. Hasan Bayraktar A+ bir iş merkezinin temelini atmaya hazırlanıyor. Star Towers'dan Nedim Bey ve İbrahim Bey Kıraç'ta mükemmel bir projeyi başlatmışlar, hızla ilerliyorlar. Babacan Yapı'dan İbrahim ve Mehmet Babacan kardeşler, kendi ifadeleriyle sezondan kaynaklanan durgunluğa bile tahammül gösteremiyorlar. Beylikdüzü, Esenyurt ve Gürpınar üçgenini gezdiğinizde her tarafın toz duman olduğunu görüyorsunuz. Yunanistan'dakinden çok farklı olan bu toz, bizi rahatsız etmiyor. Ülkenin her santimetrekaresi şantiyeye dönüşmüş bir kere...

Ama sormadan da edemiyoruz, “Çok mu büyüdük ne?'...                        

  • Etiketler:

Yorum Yaz