Avrupa’yı anladık da bize ne oluyor?

Avrupa’yı anladık da bize ne oluyor?

İngiltere’yi, İtalya’yı, İspanya ve Portekiz’i, Yunanistan’ı anlıyoruz. İzlanda’yı hatırlayıp, “Ülke de iflas eder miymiş? Evet, edermiş...” diyoruz. Neredeyse yerle bir olmaya ramak kalmışken, Avrupa’nın imdadına yetiştiği Yunanistan’da ortalığın toz duman olmasını elbette anlıyoruz. İyi de bize ne oluyor?

Geride bıraktığımız günlerde, “Tarihi rekor” ile başlayan öyle çok haber anonsu işittik ki, neredeyse Olimpiyatlardaki hıncımızı alırcasına, şampiyonlukları ardı ardına elde ederek, tüm zamanların altını üstüne getirmiş gibi olduk. Benim dışımda, bu işten anlayanlar da Avrupa'da, Amerika'da olup bitenler hakkında bir şeyler söyleyebiliyorlar. Çok basit bir yaklaşımı “Adamlar çok tembel kardeşim...” şeklinde kayda geçirmiş olduk.
 
Ya biz? Gece, gündüz, sabah, akşam durmadan çalışıyoruz. Yetmiyor, yemekte, tatilde, ramazanda, bayramda, seyranda hep çalışıyoruz. Neden korkuyoruz kardeşim?
 
Anlamsız borçlanmalar mı yapıyoruz?
Hayır...
Yılda bir kaç kere tatil mi yapıyoruz?
Hayır...
Yastık altında para mı biriktiriyoruz?
Buna evet diyorum...
 
Üstelik inanılmaz paralar biriktirmeyi seviyoruz. Altını bizim kadar seven başka bir toplum var mıdır? Bilemiyorum. Ancak bunun faydasını da çok zaman görmedik mi?
Yabancılar 2001 krizinden çıkışımızı anlatırken, 2008 global krizin neden bize “Teğet geçtiğini” özetlerken, yastık altına yatırdığımız altınları günü geldiğinde oradan çıkartıp bozdurduğumuzu örnek veriyorlar. Avrupalılar, Ağustos böceği ve Karınca örneklemesini Jan de La Fountaine aracılığı ile sadece bizim için yazdırmışlar. Kendilerine hiç pay çıkarmamışlar.
Biriktirmek mi? Niye?
Saklamak mı? Niye?
E... Çoluk çocuk, torun torba gelecekte yer... Avrupa'da, kimsenin umursamadığı bir gelecek planıdır bu... Bizde ise tam tersi.
 
Böylelikle insanımız, ilk kriz belirtisi Okyanuslar ötesinden bile duyulduğunda, Karınca hassasiyetiyle derhal elindekini avucundakini Altın'a yatırıyor. Kendince en güvenli bulduğu limana... Oysa son onyıla baktığımızda diyoruz ki, gayrimenkul, konut, arsa veya inşaat ile ilgili harcadığınız her kuruşunuzsize, diğer tüm yatırım araçlarından daha çok kazandırmıştır. Bunu unutmayın... Avrupalıların bize bir şey olmazcılığını, aymazlığını, nasılsa birileri kurtarır yaklaşımını, adamsendeciliğini anlamakta zorluk çekmiyorum da, bu kadar kriz deneyimi yüksek bir toplum olarak Türk insanının yatırım anlayışını
çözmekte inanın zorlanıyorum.
 
Yeniden yurda dönelim. Tekrar etmeye devam edelim, büyümemizin başrolü şüphesiz inşaat sektörüne aittir. Kredi stoklarımıza baktığımızda da konut sektörü bizi asla ürkütmüyor. Konut projelerinden ev almak için kredi kullanımı da bizi rahatsız etmiyor... Hele şimdilerde hazırlıkları devam etmekte olan, yeni yeni projelerle Eylül ayında buluştuğumuzda, ülkenin şantiye görüntüsünün yeniden geri geldiğini fark edeceksiniz.
 
Belki gerçekten teğet bile geçmeyecektir ancak, ihtiyaç kredisi ve taşıt kredisi kullanan böylelikle neredeyse tamamı ithal ürünlere ödenen, cari açığı yükselten paralardadır. Müteahhitlerimiz de, yatırımcılarımız da, gelecek hakkında en ufak bir endişe taşımıyorlar. Siz tüketiciler altın, döviz yerine gayrimenkulü tercih etmeye devam ettiğiniz sürece...
 
Sağlıkla kalın...
  • Etiketler:

Yorum Yaz