Sapanca'da 10 milyar dolarlık buluşma

Sapanca'da 10 milyar dolarlık buluşma

İNDER’in Sapanca’da düzenlediği Sektörle Buluşma Toplantısı, Türkiye’nin en büyük inşaat şirketleri ile inşaat malzemesi

 Kaynak: İndergi


 
İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) Türkiye'nin en büyük müteahhitleriyle inşaat malzemesi üreticilerini biraraya getirdi. Kütahya grubunun ev sahipliğinde Sapanca Güral Harlek Hotel'de gerçekleştirilen toplantıda Türkiye'nin önde gelen 20 inşaat şirketi ile 12 tedarikçi firma biraraya geldi.
Tedarikçi firmaların şirketlerini tanıtma ve yaklaşık toplam 10 milyar dolarlık iş hacmine sahip inşaat firmalarıyla ikili görüşmeler yapma fırsatı bulduğu Sektörle Buluşma Toplantısı'nda konuşan İNDER Yönetim Kurulu Başkan Vekili Serdar İnan, inşaat sektörünün Türkiye'nin en önemli sektörü olduğunu söyledi.


İnşaat sektörünün Türkiye'nin başka hiç bir alanda yakalayamadığı bir başarıyı elde ettiğini vurgulayan Serdar İnan, “Türkiye, dünyada müteahhitlik alanında Çin'den sonra ikinci sırada yer alıyor. Bu, Türkiye için çok önemli bir değer” dedi. Türkiye'nin müteahhitlik alanında pek çok gelişmiş ülkeyi geride bıraktığını anlatan İnan, şunları söyledi:
“2008'de dünyanın önde gelen 225 inşaat firmasının 51 tanesi Çinli. Türkiye 2008'de 29 tane firmayı bu listeye sokarken, 2009'da listedeki firma sayısını 31 adede çıkardı. Yani bu alanda ABD'yi İtalya'yı, Almanya'yı, Fransa'yı, Japonya'yı, Güney Kore'yi, Hindistan'ı geçtik. Türkiye bugüne kadar hiçbir sektörde ikinci olmadı. Bu gerçekten çok önemli, hepimiz bunun kıymetini bilmeliyiz.”

Türk müteahhitlerin Sibirya'dan Libya'ya kadar pek çok ülkede önemli projelere imza atığını ifade eden İnan, inşaat sektörünün bu sayede, dünya çapında mimarlar yetiştirdiğini de vurguladı. Bir çok Türk mimarın yurtdışında sadece Türk müteahhitlere değil, yabancı müteahhitlere de hizmet verdiğini kaydeden İnan, “Bu müteahhit ve mimarlar bizim önemli değerlerimiz. Bu yüzden bu mimarlara,
müteahhitlere ve bu derneğe sahip çıkmamız lazım” diye konuştu.
 
‘Kurduğumuz hızla yıkıyoruz'
 

İNDER'in 1967'de kurulan bir dernek olmasına karşın bugüne kadar hak ettiği değeri görmediğini ifade eden İnan, şöyle konuştu:
“Biliyorsunuz Almanya dünyada mühendisliği ile meşhur. ABD pazarlamacılığı, Japonya kopyacılığı, Çin ucuz imalatı, İtalya ve Fransa ise estetiği ile meşhur. Türkiye neyiyle meşhur? Biz Türkiye olarak, Türk milleti olarak ne yapmışız dünyada? 16 devlet kurmuş, 15 devlet batırmışız. Yani biz kurucu bir devletiz, kurduğumuz hızla da batırıyoruz. Kurduklarımıza sahip çıkmamız lazım. Onun için bu
toplantıyı yaptık; tedarikçilerimiz ile kaynaşalım, inşaatçılar olarak birarada olalım diye… Bu, Sapanca toplantılarımızın ilki. Bundan sonra inşallah daha kapsamlı toplantılar yapacağız.”
 
‘Türkiye'nin petrolü yok, inşaatı var'
 
İnşaat sektörünün Türkiye ekonomisi içinde çok önemli bir yer tuttuğunu belirten Serdar İnan, bu yüzden İNDER ve inşaatçılar olarak bu sektörü devlete iyi anlatmak gerektiğini ifade etti. Türkiye'deki kanunların bile inşaat sektörüne yönelik olarak düzenlenmesi gerektiğini anlatan İnan, “Türkiye'nin petrolü, uranyumu, başka hiçbir şeyi yok, gayrimenkulü ve inşaat sektörü var. Turizm de bu
sektöre çok bağlı. Türkiye dünya üzerinde gayrimenkullerini satabildiği gün varması gereken yere varacak” diye konuştu.
Türkiye'deki genel ekonomi ile inşaat sektörü arasındaki etkileşimin önemine de dikkat çeken İnan, şöyle devam etti:
“Türkiye'de 2004, 2005 yıllarında inşaat sektöründe bir parlama yaşandı. Türkiye'nin genel ortalamasından daha kuvvetli bir inşaat sektörü vardı. 2009'da ise Türkiye ekonomisinden daha büyük bir düşüş yaşadı. 2009'da yüzde 20'lere varan bir gerileme oldu. Aynı durum 2001'de de var. Gayrisafi milli hasıla (GSMH) ile inşaat sektörü arasında da benzer bir ilişki var. GSMH biraz yukarı
çıktığında inşaat sektörü zıplıyor, onun üstüne çıkıyor. Genel ekonomi düştüğü zaman inşaat sektörü onun da altına düşüyor. Bunun nedeni insanlar kendilerini güvende hissettikleri zaman gayrimenkul alımına geçiyorlar, en ufak bir kriz anında da alımlar hemen kesiliyor."

Kütahya Seramik'ten projeye özel tasarın
 Kütahya Seramik Fabrika Müdürü Celal Üstündağ, seramik sektörünün iç piyasada yüzde 16.2, dış pazarda ise yüzde 35 küçüldüğü 2009 yılında Kütahya Seramik'in pazar payını yüzde 7'den yüzde 10'a çıkardığını söyledi.
Bu büyümenin altında yatan sebepleri müşteri odaklı çalışmak ve doğru zamanda doğru yatırımları yapmak olarak açıklayan Üstündağ, kurumsallık, dinamik insan kaynağı ile iyi teknoloji ve üretin altyapısının da verimliliği artırmak için vazgeçilmez unsurlar olduğunu söyledi.
Üretim ve verimliliği artırmak için önemli kriterlerden birinin de tasarım olduğunu kaydeden Üstündağ, Kütahya Seramik'in kendi tasarımlarını yaptığını ve bunun yanı sıra İtalyan tasarımcılarla ortak tasarımlar oluşturduğunu söyledi.
Kütahya Seramik'in ayrıca müşteri talepleri doğrultusunda özel tasarımlar da geliştirdiğini vurgulayan Üstündağ, “Özellikle proje bazlı işlerde bize bu yönde talepler geliyor. Biz bu çalışmalara çok sıcak bakıyoruz. Bence Kütahya Seramik'in piyasadaki rakiplerinden en büyük farkı bu. Bu tür talepler geldiğinde Kütahya Seramik ebat olsun, tasarım olsun, renk olsun birlikte çalışmaya çok yatkın ve çok çabuk sonuçlar alan bir firma” dedi.
Kütahya Seramik'in 1400 çeşit ürünü bulunduğunu anlatan Celal Üstündağ, bu rakamın çok ciddi bir ürün yelpazesini ifade ettiğini vurguladı. “30x60, 50x70, 45x30'dan 50x100'e kadar giden serilerimiz var diyen Üstündağ, Kütahya Seramik'in geldiği noktayı bir atılım olarak nitelendirdi. Kütahya Seramik'in 1989 yılında 1 milyon metrekare kapasiteyle kurulduğunu hatırlatan Üstündağ, şunları
söyledi:
“Kuruluşta 15 bin metrekare civarında bir kapalı alanı vardı. Bugün gelinen noktada bu bahsettiğim ebatları da içeren 100 bin metrekarelik bir kapalı alan ve 20 milyon metrekarelik bir üretim kapasitesi oluştu. Bu, 20 yılda 20 kat büyümek demek.”
Bu büyüme sürecinde en büyük sıçramayı 2005 - 2007 yılları arasında yaptıklarını söyleyen Üstündağ, “2009'da sektör küçülürken büyümek de doğru işler yapıldığını gösteriyor” diye konuştu. Kütahya Seramik'in en yeni ürünlerinden biri olan Versalite'i de tanıtan Celal Üstündağ, iki ayrı karoyla 6 - 7 farklı şekil oluşturulabilen bu ürünü ‘seramikte gelinen son nokta' olarak tanımladı. Üstündağ, Versalite'in mimarlar tarafından talep edildiğini de sözlerine ekledi.

Avrupa'nın en yüksek çelik yapısında Yapı Teknik imzası
 
Çok katlı binalar konusunda uzmanlaşan proje firması Yapı Teknik'ten Halil İbrahim Boztepe, Yapı Teknik'in bugüne kadar birçok yüksek yapı projesine imza attığını belirterek bunlardan en önemlisinin Hilton Double Tree oteli olarak kullanılacak olan bina olduğunu söyledi. Tamamı çelik konstrüksiyonla 32 katlı olarak inşa edilmekte olan Hilton Double Tree binasının bu özelliğiyle Türkiye'nin ve
Avrupa'nın en yüksek çelik konstrüksiyon binası olma unvanını elinde bulundurduğunu vurgulayan Boztepe, “Bu bizim için çok gurur verici” dedi.
Binanın birçok ilk uygulamaya imza attığını da anlatan Halil İbrahim Boztepe, şunları söyledi:
“Binanın kolonlarında SD 64 kalite çelik kullanıldı. Diğer çerçeve kirişlerimiz SD 42 kalitede, normal tali kirişlerimiz ise SD 44 kalitede yapıldı. Binanın camları, çelik taşıyıcılar görünecek şekilde seçildi. Dolayısıyla yapılıp bittikten sonra da çelik olduğunu anlayabileceğiz. Örnek olması için bu konuda hassasiyet gösterdik. İşverenimiz de bu isteğimizi kabul etti.”
2007 yılında yürürlüğe giren deprem yönetmeliğinde çelik yapılara büyük yer ayrıldığını hatırlatan Halil İbrahim Boztepe, “Artık bu konuda daha büyük ve geniş kapsamlı düşünülmeye başlandı. Hilton Double Tree projesi de 2007 yılında yürürlüğe giren çelik yapılar şartnamesine tam uyumlu gerçekleştirildi ve bu şartname ile yapılan binaların ilk örneği olmuş oldu” diye konuştu.
Ataşehir'deki My Towerland projesi kapsamında inşa edilen ve projesi Yapı Teknik tarafından oluşturulan 44 katlı Skytowers binasının da dairesel formda ilk tünel kalıp projesi olduğunu belirten Boztepe, “Teknik Yapı için projelendirdiğimiz Kartal'daki 44 katlı Uprise Elite de yay formundaki yapılara iyi bir örnek” dedi.
Dünyadaki yüksek yapılardan yüzde 25'inin betonarme, yüzde 33'ünün betonarme ve çelik karışımı olan kompozit, yüzde 42'sinin ise çelik taşıyıcı sistemle yapıldığını anlatan Halil İbrahim Boztepe, şöyle devam etti:
“Ülkemizde ise çoğunlukla betonarme tercih ediliyor. Çelik ve kompozit yapılar yeni yeni gelişiyor. Eğer doğru kullanılırsa eminim ki çelik yapılar betonarmeden ucuz olabilecektir. Ancak doğru planlama, doğru proje ve doğru inşaatla… Bugün inşaatçılarımız betonu yoğun kullandıkları için beton fiyatları uygun oluyor. Aynı şekilde çeliği de yoğun bir şekilde alırsanız fiyatları uygun olacaktır.”
 
Teknogym'den enerji dostu spor aletleri
 
Konut projelerinin spor alanlarına destek veren Toknogym Türkiye'den Erdal Orçam, Teknogym'nin ürettiği yeni nesil spor aletlerinin tamamının kendi enerjisini üretme özelliğine sahip olduğunu belirterek, “Teknogym ürünleri, tamamıyla yeşil enerji, konseptiyle oluşturulmuş, doğaya zarar vermeyen ürünlerdir. Ayrıca bu ürünlerde solvent içeren boyalar da kullanılmıyor. Geri dönüşümü yüksek, doğaya zarar vermeyen ürünler imal eden Teknogym, Avrupa Birliği'nin konu hakkındaki deklerasyonuna imza atmıştır” dedi.
Teknogym'in İtalya'da yüzde 90 geri dönüşümlü bir fabrikada üretim yaptığını anlatan Erdal Orçam, şirketin toplam 450 - 500 milyon euro'luk cirosunun yüzde 15'ini Ar - Ge'ye ayırdığına da dikkat çekti. Erdal Orçam, Ar - Ge faaliyetlerini ve teknolojik gelişimini, insanın sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmesi için gerekli altyapıyı oluşturmaya yönlendiren Teknogym'nin Avrupa'da 12 distribütörü olduğunu ve dünyada 70 noktada dağıtıldığını vurguladı. 
Teknogym Türkiye'nin ise 150 kişilik bir kadroyla hizmet verdiğini anlatan Erdal Orçam, “Hizmet verdiğimiz tüm projelerde sadece mal satmıyoruz, 360 derece hizmet veriyoruz. Mal satarken bunu kullanan kişilerin eğitimini de sağlıyoruz.  Teknik destek hizmetlerini sunuyoruz” diye konuştu.
Betofiber kurulduğu yıl kalite ödülü aldı
Elyaf katkılı beton panel (GRC) piyasasında kısa sürede adını duyuran Betofiber'den Kemal Aydın, Betofiber'in 10 bin metrekare kapalı, 12 bin metrekare açık alanda, 250 bin metrekare üretim kapasitesine sahip fabrikasıyla Avrupa'nın en büyük GRC üretim tesisi olduğunu söyledi.
Betofiber'in uluslararası Elyaf Katkılı Beton Üreticileri Birliği olan GRCA'ya üye olduğunu ve bu kuruluş tarafından onaylı üretici belgesine sahip bulunduğunu kaydeden Kemal Aydın, “Bir Teknik Holding kuruluşu olan Betofiber daha kurulduğu ilk yılda yakaladığı 100 bin metrekarelik üretimle GRCA tarafından en kaliteli üretimi yapan üretici ödülüne layık görüldü” dedi.
Betofiber'in ürettiği, GRC diye anılan elyaf katkılı beton panellerin Türkiye'de bazı markaların adlarıyla anıldığını vurgulayan Kemal Aydın, Türkiye'de GRCA'nın onayladığı sadece iki firma bulunduğunun altını çizdi. GRCA onayının ürün kalitesinin yansıtılması açısından önemli bir gösterge obmduğunu anlatan Kemal Aydın, şunları söyledi:
“Malzemenin üretildiği hammadde çok önemli. Bizim kullandığımız tüm hammaddeler sertifikalı ve GRCA normlarına uygundur. Piyasada satılan her ürünün elyaf katkılı ürün olmadığını vurgulamak istiyorum. GRCA belgesine sahip olmayan ve onaylı ürün kullanmayan firmaların ürettiği kaplama ürünlerinde zamanla çatlama oluyor ve bu çatlamalar izolasyon problemleri oluşturuyor. Bu ürünler başta maliyet acısından avantajlı gibi görünse de zaman içinde maliyet ve prestij kaybına sebep oluyor.”

GRC ürünlerinin kalitesini belirleyen unsurlardan birinin de üretim şekli olduğuna dikkat çeken Aydın, bu ürünlerin iki yöntemle yapıldığını anlattı. Premiks denen yöntemin yapım yöntemi olduğuna değinen Aydın, “Biz fabrikamızda tamamen sprey yöntemiyle üretim yapıyoruz. Sprey ve premiks yönteminin arasındaki mukavemet farkları ciddidir. Premiks tüm dünyada sadece küçük parçaların yapımında kullanılır. Panel yapımında kullanılamaz” diye konuştu.
Betofiber'in GRCA onayının yanı sıra pek çok kalite belgesine sahip olduğunu da belirten Kemal Aydın, şöyle devam etti:
“Kaliteyi belgelemek çok önemli. Betofiber'in elyaf katkılı betonundan ankraj kısmına kadar pek çok konuda kalite belgesi var. Ayrıca yanmazlık, izolasyon ve su geçirmezlik konusunda kalite belgesine sahip.”
 
‘Snaidero'nun farkı, tasarımı'
 
Trump Tower, Toskana Vadisi, Canan Residence, Incity, Güzelbiyer gibi Türkiye'nin tanınmış projelerinde tercih edilen Snaidero Mutfak'ın yetkilisi Bülent Durlanık, Snaidero'yu rakiplerinden ayıran en büyük özelliğin tasarım olduğunu belirterek, “Snaidero 1960'lardan beri İtalya'nın ve Avrupa'nın en iyi ve saygın tasarımcıları ile çalışır" dedi.
Bu tasarımların Snaidero'ya mutfak modüllerinde ince detay avantajları getirdiğini ifade eden Bülent Durlanık, firmaya ayrıcalık getiren en önemli tasarımcılardan birinin Pininfarina olduğunu söyledi. Pininfarina'nın, Ferrari'nin Tessa Rosa'sından Samsonite'in lastik valizine kadar pek çok ürünü farklı bir bakış açısıyla tasarladığını ifade eden Bülent Durlanık, “Snaidero'nun ünlü tasarımcılarından biri de Luigi Orlandini. Orlandini, Pininfarina'nın aksine estetikten çok fonsiyonelliği öne çıkaran bir tasarımcı”
diye konuştu. Snaidero Mutfak'ın 21 yıldır Türkiye'de satışa sunulmasına rağmen Türkiye'de üretim tesisi bulunmadığına dikkat çeken Bülent Durlanık, şunları şöyledi:
"Türkiye'de satılan Snaidero ürünlerinin tamamı İtalya'da üretiliyor. Türkiye'de bir üretim tesisi kurmayı düşünmemize rağmen bunu yapmadık. Çünkü kaliteden taviz vermek istemiyoruz. Biz bütün ürünlerimize 10 yıl garanti veriyoruz.”
Türkiye'de üretim yapmamanın ve tasarım ayrıcalıklarının Snaidero'ya uzun yıllar fiyat dezavantajı getirdiğini belirten Bülent Durlanık, buna rağmen son 5 yıldır yerli firmalarla rekabet edebilecek fiyatlar oluşturmayı başardıklarını da söyledi. Snaidero'nun 1946'da İtalya'nın Almanya sınırındaki bir bölgesinde kurulduğunu ifade eden Bülent Durlanık firma hakkında şu bilgileri verdi:
“Kurulduğu bölge itibariyle Snaidero İtalyan - Alman karışımı bir firmadır diyebiliriz. Hatta bazı tarihlerde markanın üretim tesisi Almanya'ya da taşınmış. Şu an italya'da üretiliyor. 2006 yılı itibariyle 238 milyon euro'luk bir ciroya sahip olan şirket, her yıl yüzde 20'lik bir satış artışı gerçekleştiriyor. Kendi ülkesinde pazar lideri olan Snaidero, konusunda Avrupa'nın da dördüncü büyük grubu.”

Armadi Art'tan yüzde 100 suya dayanıklı banyo
 
İNDER'in Sapanca toplantısında ilginç bir şova imza atan Armadi Art'ın yüzde 100 suya dayanıklı banyosu toplantıda tanıtılan ürünler arasında en çok dikkat çekenlerden biri oldu. Aqua isimli yeni tasarımını su dolu bir akvaryum içinde görücüye çıkaran şirketin yetkilisi Orgun Türkoğlu, dış yüzeyleri suya dayanıklı bir boya ile kaplanan Aqua'nın ömür boyu suya dayanabileceğini ifade etti. Aqua'nın dünyada hiç yapılmamış bir inovasyon örneği olduğunu kaydeden Türkoğlu, ürün hakkında şu bilgileri verdi:
“Aqua serisinin iç konstrüksiyonu tamamen boyalı alüminyumdan üretiliyor. Suya dayanıklı boya ile kaplanan kompakt dış yüzeylerin ahşap ve lake görünümlü seçenekleri var. Suni deri görünümlü seçenekler de yüzde 100 suya dayanıklıdır. Ayrıca farklı derinlik ve genişlik seçenekleri mevcut.”
Armadi Aqua serisini banyo mobilyalarında nem ve suya temas yüzünden oluşan aşınmalara karşı geliştirdiklerini ifade eden Orgun Türkoğlu, “Sanayi Bakanlığı mevzuatına göre, müşterilerimize ürünlerin üzerine ömür boyu garantili olduğunu yazamıyoruz ama bu ürün pratikte ömür boyu garantilidir” dedi.
Sem Banyo bünyesindeki Armadi Art'ın 35 yıllık tecrübesi olan bir şirket olduğunu anlatan Orgun Türkoğlu, son 15 yıldır banyo mobilyaları üzerinde uzmanlaştıklarını söyledi. Grubun 5 farklı markası olduğuna değinen Türkoğlu şunları söyledi:
“Bizim ilk lokomotifimiz olan Armadi Art markamız, biraz ekonomik olarak tanımladığımız bir gruptur. Armadi Exclusive serimizbiraz daha yüksek işçilikli ve buna göre fiyatları biraz daha yüksek olan ürünlerden oluşuyor. Armadi Avantgarde henüz prototip aşamasında ama çok özel ürünlerden oluşan bir seri. 22 ayar altın kaplamalarla bezenmiş çok özel bir ürün grubu oluşturacağız. Armadi Aqua
Collection ise yüzde 100 suya dayanıklı olan serimizdir.”

Quick Step'ten koşulsuz garanti
 
Güral Parke'den Nuri Güral, temsil ettikleri Quick Step markasının parke konusunda dünyada gerçekleştirilen inovasyonların tümüne imza atmış bir marka olduğunu belirterek, “Dünyadaki tüm sektörlerde lider üreticiyi takip eden büyük üreticiler varken Quick Step, bu yönüyle dünyadaki tek lider üreci olma özelliğini taşıyor” dedi. 
Quick Step'in, 1969 yılında kilit sistem olarak da adlandırılan parkedeki geçme sistemini icat eden marka olduğunu vurgulayan Nuri Gürel, “Quick Step, 25 yıldır kullanım kusurlarını göz ardı ederek ürünlerine kayıtsız şartsız garanti veren tek firma olma özelliğine sahip. Desenleriyle, ebatlarıyla 3 - 4 jenerasyon önde giden bir firma” diye konuştu. Quick Step'in 52 milyon metrekarelik bir alanda üretim yaptığına dikkat çeken Nuri Güral, bu özelliğiyle de firmanın tek çatı altında en büyük üretim tesisisine sahip olma özelliğini de elinde bulundurduğunu kaydetti. Bu tesiste bütün üretimin otomatik sistemlerle kontrol edildiğini anlatan Güral, şunları söyledi:
“Quick Step'in markası, ağacın ne kadar ilkel bir yaşamdan sonra nasıl teknolojik bir mekana geldiğini, mekanlardaki kusursuzluğun nasıl sağlandığını gösteriyor. Kusursuz parkeler, sıfır hata ile imalat çok önemlidir. Ama kontrol daha önemlidir. Quick Step'in her aşamada bilgisayar kontrollü üretim tesisi bulunuyor.”
Parkenin her zaman anlamsız, ayaklar altına alınması gereken bir ürün olarak düşünüldüğünü ve ‘alt tarafı bir odun parçası' olarak tanımlandığını belirten Güral, alt tarafı bir odun parçası olarak görülen bu ürünün çok zorlu maceralardan sonra evlerimize geldiğine dikkat çekti. Parkenin hammaddesi olan kerestenin eksi 40 dereceden artı 40 dereceye kadar geniş bir iklim kuşağında, gerektiğinde
teknolojinin son imkanlarıyla, gerektiğinde ise ilkel koşullarla elde edildiğini anlatan Güral, buna karşılık tüm Türkiye'de 1.2 milyon dolarlık bir parke sektörü bulunduğunu vurguladı. Tüm bunların ürün fiyatlarına yansıdığını anlatan Güral, şöyle devam etti:
“Bizim kullandığmız hammaddeler arasında fillerle taşınanı da var, Skorsky helikopterlerle seyahat edeni de… Parkenin hammaddesinin elde edilmesi bize aynı zamanda insanın doğayla mücadelesini gösteriyor. Dolayısıyla bazı ürünler niye pahalı diye sorarsanız ‘Skorsky helikopterle seyahat etti' diyoruz. Ayrıca neden bu kadar pahalı ürün sattığımızı soran müşterilerimize, ‘verdiğimiz mal ve
hizmetin katma değeri ile getirisi düşündüğünüzden az ise proje sonunda ödediğiniz paranın tamamını iade ediyoruz' şeklinde garanti veriyoruz.”

Finansbank'tan peşin kredi müjdesi
 
İNDER'in Sapanca toplantısında inşaat şirketlerine Finansbank'tan nakit kredi müjdesi geldi. Finansbank Konut ve Oto Kredileri Birim Yöneticisi Elçin Demirkol, özellikle küçük ve orta ölçekli inşaat şirketlerine nakit para avantajı sağlamak için geliştirdikleri bu modelin, bugüne kadar kullanılan BCH kredilerinden farklı olarak 24 ya da 18 ay vadeli olacağını belirterek, “Taksitli değil, satışlarla desteklenen bir model yaratacağız. Bir yandan müşteriye kredi vermeye devam edeceğiz diğer taraftan siz ürün satmasanız bile maliyetinizi karşılama avantajı yaratmaya çalışacağız” dedi.
Mevcut BCH kredilerinin 6 ay vadeli olduğunu hatırlatan Elçin Demirkol, “Biz bankacılar hep inşaatlara bir yıllık bilançolar gözüyle baktık. Esasında inşaatın minimum bilanço dönemi iki yıldır. Sektörlere özel bilanço dönemlerinin olacağını fark eden bir banka olarak Türkiye'de bir ilki gerçekleştiriyoruz ve biz müteahhitlere nakit kredi vermek istiyoruz” diye konuştu.
Bu kredileri; geçmişi iyi, iş bitirmesi iyi, iş yapma kabiliyeti yüksek ve fizibilitesi yüksek projeler yapan müteahhitlere vereceklerini anlatan Elçin Demirkol, nakit parası bulunan müteahhitlerin tedarikçilerden ucuz mal alma ve bitmemiş ürününü ucuza satmama avantajı olacağını söyledi. Büyük çaplı müteahhitlik firmalarının sahip olduğu bu gücü küçük ve orta ölçekli mütaahhitlere de sunmayı planladıklarını belirten Demirkol, şunları söyledi:
“Biz bu ürünle imalatın başladığı tarihten itibaren 24 ay, imalat bittikten itibaren de 18 ay vadeli bir BCH kredisi oluşturalım istedik. 18 ya da 24 ay vadeli krediyi verdikten sonra da eğer değerinde satışlar olursa kullandıracağımız kefaret kredileri ile de bunları kapatıp iki yıl sonunda yüzde 40 - 50 fazla kazanç sağladığımız müteahhitten sattığımız para kadar karşılığını geri alıp karını maksimize ederek pay sahibi olmak ve kullandıracağı bireysel kredileri içimize almak arzusundayız. Asla ve asla müteahhitin karında gözümüz yok. Burada amacımız müteahhidin işini doğru ve zamanında bitirmesini sağlamak ve burada oluşacak bireysel ve perakende tüm işleri içimize almak. Burada kurum finansmanından değil, 20 - 50 veya 100 konutluk küçük paket işlerden bahsediyorum.”
İnşaatçıya 5 yılda 70 milyar dolarlık kaynak Mortgage piyasasının 2006 yılı dalgalanmasından sonra hızlı bir trend yakaladığını belirten Elçin Demirkol, o dönemde 23 milyar lira seviyesinde olan konut kredilerinin 2008 yılının üçüncü çeyreğinde yaşanan krize ve kısa süreli duraklamaya rağmen bugün yaklaşık 47 milyar lira seviyesine yükseldiğini hatırlattı. 
Bu yükselişin tahmin edilemeyen bir gelişme olduğunu vurgulayan Demirkol, Türkiye'de inşaat sektörünün ve buna paralel mortgage sektörünün büyüme potansiyelinin çok yüksek olduğunu kaydetti.
Türkiye'de mortgage kredilerinin gayri safi milli hasılaya (GSMH) yansıma oranının hanüz yüzde 4'ler seviyesinde olduğunu söyleyen Demirkol, “Bu oranın Avrupa ortalaması olan yüzde 42 seviyesine ulaşması ya da en azından ortalamanın altındaki ülkeleri yakalaması için bile önümüzde en az 10 - 15 katlık bir yol var. Yüzde 20 - 25 sevilerine çok hızlı geleceğimizi düşünüyorum” diye konuştu.
Mortgage piyasasının 2015 yılı sonunda 99 milyar dolara ulaşacağının tahmin edildiğini belirten Elçin Demirkol, bu kredilerin en az yüzde 30 - 40'lık bir kısmının ise yeni imalatlarda, yeni evlerde kullanılacağını vurguladı.
2010 - 2015 yılları arasında bankaların bireysel konut kredileri yoluyla 70 - 75 milyar dolarlık kaynak sağlayacağı tahmininde bulunan Demirkol şunları söyledi:
“Genellikle ev alanlar evlerinin yüzde 50'sini kredi yoluyla finanse ediyor. Kredi kullananların ödeyecekleri peşin rakamları da hesaba katarsak 2010 ile 2015 yılları arasında 150 milyar dolarlık bir büyüklükten bahsediyoruz. Bu kaynağın yüzde 30 - 40'ının yeni yapılan evlere gideceğini düşünürsek, inşaatçılara gidecek kaynağın miktarı 65 – 70  milyar doları buluyor.”
 
  • Etiketler:

Yorum Yaz