Dünya mimarisini enerji şekillendiriyor! ÖZEL RÖPORTAJ!

Dünya mimarisini enerji şekillendiriyor! ÖZEL RÖPORTAJ!

12. Ulusal Mimarlık Ödülleri’nde ortağıyla birlikte üç ödül birden kazanarak yarışmanın tarihinde bir ilki gerçekleştiren Mimar Hasan Çalışlar, günümüzün mimarisini şekillendiren en önemli unsurlardan birinin sürdürülebilirlik ve enerji kullanımı olduğunu söyledi

 Kaynak: ESRA ÖZSÜMER / İndergi

 


Mimarlar Odası'nın düzenlediği 12. Ulusal Mimarlık Ödülleri'nde üç ödül birden kazanarak dikkatleri çeken Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık ofisinin iki ortağından biri olan Hasan Çalışlar, son yıllarda mimariyi şekillendiren en önemli unsurlardan birinin ‘sürdürülebilirlik' olduğunu belirterek, “Bu durum çağdaş mimaride malzemeden detaya kadar pek çok şeyi değiştiriyor” dedi.


Mimarinin dünyada çok hızlı gelişip değiştiğini söyleyen Hasan Çalışlar, “Mimarinin değişiminde rol oynayan etkenler ya şehircilikle ilgili veriler ya da enerji gibi ihtiyaçlar oluyor. Son yıllarda mimarlar, enerjilerini ve konsantrasyonlarını sürdürülebilirlik üzerine yoğunlaştırıyor” diye konuştu. Çalışlar, şunları söyledi:


“Binaların işletme giderleri o kadar büyüyor ki bu giderleri planlama zamanında kontrol altına almak daha mantıklı oluyor. O zaman bakıyorsunuz çift cepheli binalar, güneşten enerji üreten sistemler, rüzgar enerjisini kullananlar, atık sularını dönüştürüp tekrar kullanan binalar gibi… Binaların iç yapıları, teknik donanımları son derece komplike hale gelmeye başlıyor. Binalar ve mimari de bununla birlikte değişiyor. Cepheler de değişiyor, planlar da değişiyor.”
Son yıllarda uluslararası piyasalarda Türk mimarların batılı mimarlara kıyasla daha uygun fiyatlara daha iyi projeler yaptıklarını anlatan Mimar Hasan Çalışlar, bu konuda da piyasayı yönlendiren unsurun enerji olduğunu söyledi. Enerji üreten ve satan ülkelerin ekonomilerinin büyümeye açık olduğunu hatırlatan Çalışlar, “Bu büyüme de inşaat sektörüne, dolayısıyla da mimarlığa yansıyor” dedi.
Hasan Çalışlar, 12. Ulusal Mimarlık Ödülü'ne layık görülen projelerini, Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık ofisinin çalışmalarını ve mimarideki son gelişmeleri İNDERGİ için değerlendirdi:
 
- 12. Ulusal Mimarlık Ödülleri'nde 3 ödül birden aldınız. Bu yarışmanın tarihinde üç ödül birden alan var mı?
- Hayır yok. Biz 5 projeyle katıldık. Beşi de aday oldu. Üçüyle ödül aldık.
 
- Bize ödül alan projelerinizden bahseder misiniz?
- Turkcell Ar - Ge Merkezi, Gebze TÜBİTAK Serbest Bölgesi'nin içinde, firmanın araştırma ve geliştirme faaliyetlerini yaptırdığı bir ofis binası. Fakat bu bina bir ofis binası olmanın ötesine geçiyor. Şehrin çok uzağında bir bina olması ve bu binada çalışacak olan insanların uzun süreler ofiste kalmaları gerektiğinden, çalışma saatleri dışında da vakit geçirecekleri alanları kurgulamaya gayret ettik. Burada gece geç saatlere kadar çalışan insanların gün işe devam etmesi için kalacağı odalar, spor alanları, sauna gibi bölümler var. Diğer taraftan da tabiri caizse Allahın unuttuğu bir yerde olduğu ve parselin de aşağı yukarı tamamını kullandığımız için insanlara topraktan çaldığımız kadarını geri verme fikri üzerinde durduk. Biz, sıfırdan başlayıp yükselen bir bina yaparak bunun çatısını da yeşil çatı yapabiliriz diye düşündük. Binanın yüksek olduğu bölüm cephe güneydoğuya bakıyordu, oradan manzarayla ofisleri ilişkilendirirken, çatıdan aldığımız ışıkla da iki yönlü hatta yandaki flap'lerle de dört yönlü ışık alarak ofis mekanlarını sürekli aydınlık tuttuk. Binanın içindeki bu dört katlı büyük boşlukta ise uçan merdivenler, hep beraber oturup film veya maç seyredecekleri tribün gibi bir ortam oluşturduk. Bina, enerji tasarrufuna dikkat etmesi açısından sürdürülebilirlik ilkelerine hassas bir yaklaşıma sahip. Örnek teşkil edebilecek bir yapı olduğunu düşünüyoruz.
 
- Bu binayı tasarlamanızı talep eden Turkcell ile ilişkileriniz nasıl başladı ve ilerledi? Onlar taleplerini nasıl bildirdiler? Siz bu talepleri hangi kriterler çerçevesinde karşıladınız?
- Turkcell çok iyi bir işveren değil, bunu hemen söyleyeyim. Bir daha Turkcell'le çalışır mıyım bilmiyorum. Turkcell bir proje yönetim firmasıyla anlaştı. Proje yönetim firması, birtakım mimarlar önerdi. Turkcell kendisine önerilen mimarlar arasından bizi seçti. Referanslarımıza istinaden daha sonra biz Turkcell'le hızlı bir çalışma sürecine girdik. Turkcell'in birtakım yöneticileri bize program konusunda bilgi verdiler. Teknik ihtiyaçlar ve teknik donanımla ilgili gerekli altyapı donelerini aldık. Son derece profesyonelce bir ilişki içinde yürüdü. Biz projeyi sunduk. Kurumsal bir şirket oldukları için değerlendirme kriterleri zaten çok net. Ofisler, teknik servisler, teknik bölümler ve yatma alanlarını tasarladık, bina ve estetik özellikler hoşlarına gittiği için kabul ettiler. Bütçeye de uygundu. Biz bu kabulü aldıktan sonra Turkcell yönetimiyle bir ilişkimiz olmadı. Sonra projeleri çizdik. Proje yönetim firması ihale ve inşaat kontrol aşamasını organize etti. Bina ortaya çıktı ve bir daha Turkcell'le görüşmedik. Binanın ödül aldığını bile gazeteden öğrendiler.
 
- Bir tebrik almadınız mı?
- Hayır. Ben basın bültenini onlara gönderdiğimde ‘Aaa bravo' filan dediler ama resmi bir yazı bile gelmedi. Turkcell binanın açılışına bile bizi davet etmemiştir. Öyle söyleyeyim.
 
- Peki bu durum, yaptığınız işe karşı bir soğukluk yaratıyor mu?
- Hayır. Ben işimi yaptım. Bomba gibi duruyor. Turkcell yarın satar o binayı, bina başka bir şirketin olur.
 
- Sev İlköğretim Okulu Kampusu'na geçersek… Okul binaları yoğun yaşamın olduğu binalar. Bu projeyi yaparken nelere dikkat ettiniz?
- Tarsus Amerikan Koleji'nin de bağlı olduğu Sev Vakfı, Bizim Üsküdar Amerikan Koleji'nin ek binalarını yaparken de çalıştığımız bir kurumdu. Bunun dışında bizim okul konusunda başka kurumlarla çalışmışlığımız var. Pek çok okul binası yaptık. Sev Vakfı Tarsus'ta yapılacak ilköğretim okulu kompleksi için Tarsus Amerikan Koleji'nin karşısında bir arazi aldı. Davetli bir proje yapışması açmaya karar verdi ve bunun için çok profesyonel ve saygın bir jüri oluşturdu. Jüri, çoğu Tarsus Amerikan Koleji mezunu mimarlardan teşekkül etti. Bu davetli proje yarışmasına sanırım 15 ya da 17 grup katıldı. Biz de bu yarışmaya girdik ve kazandık. Bu ödül, aslında projenin almış olduğu ikinci ödül. Bu projede sınıf ebatları gibi kriterler zaten belliydi. Biz daha çok kentle kurduğu ilişki, bizim okul alanımızın içinde olan tarihi binalarla ilişkisi ve açık mekan, kapalı mekan ilişkisinin yarattığı mekan değerleri üzerinden bir takım değerlere dikkat ettik. Biz okul binalarında 8 yıllık eğitimi göz önüne alarak, ilk 5 sınıfla sonraki üç sınıfın hem bahçesini hem kapalı alanlarını birbirinden ayırıyoruz. Bu projede de öyledir. Bu mekanların aralarında optik bir bağlantı vardır. Bu bağlantılar ortak kullanacakları kütüphanedir. Kütüphane fiziki bir eleman olarak bu iki dış mekanı birbirinden ayırır. Ama bu projede asıl önemli olan Tarsus gibi sıcak bir iklime sahip olan bölgede binanın maksimum gölgeli dış alanlar yaratabilmesine özen gösterdik. Sınıf bloklarının dizilmesi, sınıfların arasında oluşturulan açıklıkların rüzgar geçirgen yapıya sahip olması gibi yine enerji tasarrufuna sürdürülebilirliğe yönelik birtakım ana plan kararları vardı. Bu plan kararları, bizim mimarisinde kullandığımız beyaz betonlar, güneş kırıcılarla birleşince hakikaten bölgenin iklimine ve genel yapısına uygun bir proje ortaya çıktı.
 
- Tuzambarı projesini DDB & Co için yani bir reklam şirketi için yaptınız. Yani onlar da meseleye kreatif gözle bakabilen insanlar.
Bu durum sizin için zorluk yarattı mı?

- Aksine kolay oldu. DDB & Co, Medina Turgul bir mimarın çalışabileceği en iyi müşteri listesine hemen girebilir bence. Hem kreatif göz, hem genel yaklaşım işimi kolaylaştırdı. Çünkü öncelikle Tuzambarı gibi bir maceraya atılacak bir işveren bulmak çok zor. Burası alınmış değil, uzun yıllığına kiralanmış bir yer. Biz aldığımızda son derece metruk haldeydi. Taş duvarlarının hepsi harap olmuş, zarar görmüş, yerler tamamiyle moloz, çatısı yer yer açık, içerisini ot bürümüş bir yerdi. Bu tür yapılarda Türkiye'deki bürokratik süreci de göz önünde bulundurursak kiralık bir yapıya bu kadar emek, vakit ve para harcayıp sırf iyi bir mekana sahip olmak için bu kadar özverili bir işveren olmak kalitesini bir kenara bırakalım, böyle tarihi bir binanın içinde bu kadar çağdaş bir uygulamayı içselleştirip onun arkasında durup vaktini, parasını buna harcayacak bir işveren bulmak pek mümkün değil.
 
- Bu projeyi hazırlarken neleri göz önünde bulundurdunuz?
- Bina zaten 4 duvardan oluşmuş çok rijit (esnek ya da oynak olmayan) bir kabuk. 4 ayrı galeriden oluşuyor. Bu dört galeri de iki ana koridorla giriş holüne açılıyor. Binanın zaten ambar zamanından kalma rijit bir planı var. Bu rijit binanın içinde de birtakım açıklıklar var. Kemerler, boşluklar filan. Yeni açıklıklar yapma şansımız yok. Dolayısıyla biz hem DDB & Co, hem Profilm, hem Medina Turgul, hem de Grafis için yani aynı grubun dört şirketini servis alanlarıyla birlikte bu mekana sığdırırken bunlar arasındaki organik bağları da sirkülasyon olarak çözmemiz gerekiyordu. Biz yaptığımız tüm ekleri, köprüleri, balkonları vs. kesinlikle taş duvara dokunmadan münferit bir yapı gibi, bir yapı içinde yapı mantığıyla tasarladık. Bütün bunları da çelik ve camla yaptık. Mümkün olduğu kadar hafif olsun diye… Mevcut çatı strüktürlerini (taşıyıcı eleman) güçlendirip şu anki haline getirip gerekli yerlerden çatı
ışığı alarak bir başka katman olarak tuttuk. Bizim beyaz katman dediğimiz bir katman var, sağlam olan, sağlamlaştırdığımız katmanlar var. Bir de bizim sıfırdan yaptığımız kısımlar var, bunlar da siyah olan kısımlar. Dolayısıyla binaya yapılan müdahaleyi de katman katman okumak mümkün.
Mümkün olduğu kadar bina kabuğuna dokunmama prensibiyle çalıştık. Koridorlardaki mermer döşemeleri bile duvarlardan kopartıp bir ışıkla biraz yükselterek göstermek istedik. Bina tuvaletlerindeki seramikler bile duvara yapışmaz. Onun önünde bir duvar vardır, oraya yapışır. Kısacası binayı bir kabuk olarak tuttuk. Onun içine ayrı bir organizma oturttuk.


Ortak heyecanlar yaratıyoruz'
 - Bize biraz tarzınızı anlatır mısınız? Sizi ya da ofisinizi diğer mimar ya da ofislerden ayıran özellikler neler? Farkı nerede yaratıyorsunuz?

- Biz projeleri yaparken, ‘ne yapabiliriz'den ziyade ‘ne olmalı'yla ‘ne yapabiliriz'i birlikte ön plana çıkarmaya çalışıyoruz. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde çalıştığımız zaman iyi bir yapının ortaya çıkması için yatırımcı, müteahhit ve mimar üçgeninin çok iyi kurulması gereken bir ilişki olması gerektiğini düşünüyorum. Bu üçgenin bir ayağı eksik olduğu zaman ortaya çıkacak yapıda mutlaka birtakım aksilikler meydana gelebiliyor. Dolayısıyla biz küçük ölçekte birebir uygulamanın da içinde olduğumuz için senelerce, büyük ölçek projeler yaparken hakikaten yapım tekniklerini, imalatı, maliyeti, şantiyeyi nereye kadar zorlayabileceğimizi, dolayısıyla makul çözüme nasıl ulaşabileceğimizi çok daha rahat kavrayabiliyoruz. Ayrıca her zaman bir tasarıma yaklaşırken bizim önümüze konan projeyi iyi dinler fakat birtakım istekleri de gözardı ederek çalışmaya başlarız. Birtakım olmazsa olmazları olur
herkesin ama biz yine de bu olmazsa olmazları gözardı ederek çalışmaya başlarız. Kendi fikrimize göre çalışmamız ortaya çıktıktan sonra ‘Şimdi dur bakalım, ne diyordu bunlar, ne istiyorlardı' diye düşünürüz.
 
- Nedir bu gözardı ettiğiniz olmazsa olmazlar?
- Herkesin birtakım doğmaları var. Mesela ‘Ben illa ki cam bina istiyorum' diyenler oluyor. Biz bu tür istekleri dinlemeyiz bile… Ama kendimiz için doğru olanı dayatmayız. Biz kendimiz için doğru olanı bir düşünce aşamasından geçirirken yatırımcıyı da bu aşamanın içine sokarız. Dolayısıyla biz düşünceyi nasıl geliştiriyorsak binanın biçimine varmadan evvel bizimle beraber o tasarım sürecini
işverenin de yaşamasını sağlamaya çalışırız. Böyle olduğu zaman işverenler, bizim tasarımımızı kendi tasarımları gibi sahiplenirler, onun iyi bir şekilde bitmesi için heyecan duyarlar. Biz bu ortak heyecanı gerek müteahhide, gerek işverene yansıtabildiğimiz, işin içine çekebildiğimiz ölçüde başarılı olabiliyoruz.
 
- Yeni planlarınız ve yeni çalışmalarınız neler?
- Biz stratejimizde yeni bir değişiklik yapmıyoruz. Yine işverenlerimize en iyi hizmeti verme prensibiyle hareket ediyoruz. Şu anda yeni bir konut projesi ve alışveriş merkezi projesi üzerinde çalışıyoruz. İstanbul dışında bir proje bu... Azerbaycan'da yeni projelerimiz var onlara başladık. Tarsus'taki projemizin uygulama projelerini yapıyoruz. Büyük bir bankanın bankacılık merkeziyle ilgili bir proje hazırladık.
 
- Önemli projeleriniz, özellikle İstanbulluların hatırlayacağı projeleriniz hangileri?
- En son yaptığımız büyük projelerimizden biri Pendik'de Pendorya alışveriş merkezi. Açe Okulları'nın binalarını ve Üsküdar Amerikan Koleji'nin ek binalarını yapmıştık. Güzel Sanatlar, Ağaçkakan ve Saatchi & Saatchi binaları aklıma ilk gelenler. Onun dışında Harp Akademileri'nin kapalı yüzme havuzu hala en sevdiğimiz işlerimizden biridir. Bu projeyle bu ödülleri 2000 yılında kazanmıştık. Anadolu Hisarı'nda 1996'da yaptığımız küçük bir restorasyon işi var. Rusya Anadir'de yaptığımız bir kültür merkezi var. Bunlar, bizim geriye dönüp baktığımızda aklımızda en çok iz bırakan projeler.


Fırsatlar ülkesi Hindistan
 
- Türk mimarları son yıllarda yurtdışında oldukça aktif. Sizce Türk mimarlarının yurt dışındaki konumu nasıl? Bu konudaki aktif pazarlar nereler?
- Şu anda Libya dışında parlayan yeni bir pazar yok yurtdışında. Eskisi kadar olmasa da Azerbaycan devam ediyor. Dubai pazarı ise öldü. Katar'da şu anda ilişkilerimiz var. Libya'da zaten iş yapmışlığımız var. Ama enerji üreten ve satan ülkelerin ekonomileri büyümeye açık. Bu büyüme de enerji sektörüne dolayısıyla da mimarlığa yansıyor. Onun dışında biz Hindistan'da iş yaptık mesela… Hindistan'ın bu konuda önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok büyük bir ülke, nüfusu çok fazla. Nüfusun büyük bir bölümü evsiz. Diğer taraftan, çok büyük de bir zenginlik var. Bu zenginlik yüzde 1'e tekabül etse 10
milyon kişi zengin demek. Ayrıca devlet yatırımları var. Halk olarak da son derece gelişime açık ve istekliler. Pek çok sektörde iyi hamleler yaptılar. Bu yüzden ben Hindistan'ın yabana atılmaması, takip edilmesi gereken, ekonomik olarak işbirliği imkanlarının zorlanması gereken bir ülke olduğunu düşünüyorum.
 
- Siz yurtdışı pazarlarda iş yaparken Türk firmalarla birlikte mi oralara gidiyorsunuz yoksa yabancı firmalardan da talep geliyor mu?
- Biz Libya'ya Türk inşaat şirketiyle gittik. Rusya'ya öyle gittik. Azerbaycan'a da ilk kez bu şekilde gitmiştik ama şu anda oradaki işyerimizin hiçbirinin içinde Türk inşaat şirketleri yok. Ürdün de aynı şekilde oldu. Hindistan'a ve Katar'a ise Türk inşaat şirketleri ile birlikte gitmedik. Oralarda doğrudan yatırımcılarla ilişkiye geçtik.
 
- Sizce Türk mimarları için yurtdışında parlak bir gelecek var mı?
- Neden olmasın? Bir konuda uzmanlaşmış mimarlar, uluslararası gayrimenkul fuarlarında doğrudan yatırımcılarla tanışıp ilişki içine girebiliyorlar. Türk mimarları, batılı mimarlara göre çok daha uygun fiyatlarla çok daha iyi projeler servis edebiliyorlar.
 

Mezun oldu, kendi ofisini kurdu
 
1969'da İstanbul'da doğan Hasan Çalışlar, Özel Saint Michel Fransız Lisesi'nden sonra Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ni bitirdi. Okul arkadaşı Kerem Erginoğlu ile birlikte 1993 yılında kendi mimarlık ofisini kurdu. 1994 - 1995 yıllarında ilk kapsamlı mimari projeleri olan Uğur Koleji projesini hayata geçiren ikili, hemen ardından yurtdışında projeler yapmaya başladı. Ukrayna, Rusya, Libya, Ürdün, Hindistan gibi ülkelerde büyüklü küçüklü pek çok projeye imza attıklarını anlatan Hasan Çalışlar, “Böylece farklı coğrafyalarda iş yapmanın getirdiği birtakım tecrübeler oluşmaya başladı. Farklı şartnameler, farklı kültürler, farklı bilgilerle yapı üretmeyi öğrendik” dedi. Konser salonları, kültür merkezleri, otel gibi farklı konularda ve daha komplike binalarda da tecrübe kazandıklarını anlatan Çalışlar, geldikleri noktayı şöyle özetledi:


“Sonuç olarak şimdi portföyümüze baktığımız zaman sanayi tesisinden kültür merkezine, turizm merkezinden toplu konuta, alışveriş merkezinden büyükelçilik binalarına kadar farklı konularda proje geliştirmiş olduğumuzu görüyoruz. Tarihi eserlerde çalıştık. Mimarlık aslında bu anlamda çok kapsamlı bir iş. Yalnızca bir kısmıyla ilgileniyorum diyemiyorsunuz.”

  • Etiketler:

Yorum Yaz