Kentsel dönüşüm için büyük fırsat var

Kentsel dönüşüm için büyük fırsat var

Kentsel dönüşüm 22.08.2011 13:54

Bu tehlikeyi fırsat bilip yaşadığımız kentleri ve binaları daha güvenli hale getiremiyoruz

17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden 12 yıl geçti. Peki, bunca yılda neler değişti? Pek bir şey değişmemiş gibi. Sadece yaşanan acılar yürekleri yakmaya devam ediyor. Bunca acıya rağmen hala depreme karşı önlem almada çok fazla yok kat edemiyoruz. Bu tehlikeyi fırsat bilip yaşadığımız kentleri ve binaları daha güvenli hale getiremiyoruz. Küçük ölçekli projelerle aldığımız önlemlerle teselli buluyoruz. Ama bunlar çok da bir anlam taşımıyor. 

Deprem gerçeğinin en iyi şekilde belki de inşaat firmaları farkına vardı. Yeni konutlar deprem gerçeğinden yola çıkılarak yapılıyor. Bazı projelerde C40 beton kullanılıyor. C30 yeterli ama firma C40'ı tercih ediyor. Sağlamlığı ön plana koyuyor. O konutta oturacakların hayatını düşünüyor. İnsan hayatından daha değerli bir şey olabilir mi? Firmalar bu hassasiyeti gösterirken, bu sayede yeni yapılan konutlar diğerlerinden birkaç adım öne geçiyor. Sonuçta depreme dayanıklı markalı konutlar yükselen bir ivmeyle piyasada her geçen gün daha hakim bir konuma geçerken, depreme dayanıksız konutlar ise günden güne gözden düşüyor.

Aslında yeni yapılan konutlar da yeterli bir çözüm gibi durmuyor. İstanbul'da yılda 100 bin yeni konut yapıldığını farz edersek, 3 milyon konutun yenilenmesi için 30 yıl geçmesi gerekiyor. Diğer binaları da eklediğimiz zaman süre epey bir uzuyor. Pratikte işleyen ulusal deprem stratejisinin oluşturulması ve kentlerin buna göre planlanması gerekiyor. İstanbul'da bir taraftan hala yeni konut alanları oluşturuluyor. Kentin içinde büyük bir yapı yığını dururken, enerji başka bölgelere harcanıyor.

İstanbul'un birçok merkezi semtinde acil durumlarda tahliye için kullanılmak üzere belirlenmiş caddeler belediyelerin otoparkı durumunda. Şu durumda bile tıkanan yollarda muhtemel bir depremde neler olabilir siz düşünün. Tabelaları asanlar kendi kuralına uymuyor.

Öncelikle kentin iç dokusunun bir bütün olarak ele alınması gerekiyor. Bunu yaparken de İstanbul'un tarihine ve kültürüne uygun yapılaşma zorunlu tutulabilir. Yapı stoğunun hızla kimliksizleştiği kente kimlik kazandıracak projelerin teşvik edilmesi önem taşıyor.  Deprem gerçeği ve zamanı gelmiş ve hatta çoktan geçen kentsel dönüşüm projelerinin bir fırsat gibi değerlendirilerek harekete geçirilmesi gerekiyor. İnşaat firmaları buna çok hevesli görünüyor. Bunu yaparken de inşaat firmalarının rant peşinde koşmadan, ticari ahlak çerçevesinde arsa ya da konut sahiplerinin de çıkarcı ve bireyci tavırlarını bir kenara bırakması elzem bir durum. Kentsel dönüşüm gerçekleştirilecekse bu kamunun, inşaat-finans sektörünün ve vatandaşın uzlaşmasıyla yapılacak. Eğer bu uzlaşma sağlanmazsa yüreklerdeki acı daha çok uzun yıllar artarak devam edecek…