prof. dr. fatma ürekli görseli

'Depremlerde siyaset üstü seferberlik yapılmalı'

Genel 17.08.2018 13:57

Prof. Dr. Fatma Ürekli, İstanbul'un tarihin her döneminde Marmara'da meydana gelen depremlerden çok fazla etkilendiğini belirtti.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ürekli, "Türkiye'nin birincil projelerinden ve birincil yatırımlarından biri depreme hazırlık konusunda olmalı, siyaset üstü seferberlik yapılmalı." dedi.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fatma Ürekli, tarih boyunca Marmara Bölgesi'nde meydana gelen depremleri ve günümüzde alınması gereken önlemleri değerlendirdi.

Ekonomik, kültürel ve tarihi potansiyeli açısından Türkiye'nin en önemli kenti olan İstanbul'da olası bir deprem için çok özel önlemler alınması gerektiğine dikkati çeken Ürekli, "Depremlerin ardından toplumda afet zararlarını azaltma ve her an hazırlıklı olma konularında büyük ilgi oluşuyor ancak bu ilgi zamanla kaybediliyor. Bu tutumun değişmesi, sürekli hazırlıklı olmaya ağırlık verilmesi yönünde bir eğitim ve örgütlenme kültürümüzün yaygınlaştırılması, birincil önemde toplumsal proje olmalıdır. Esasında insanları derinden etkileyen depremlerin zararlarının, uygulanacak iyi bir afet yönetim sistemi ile azaltılması mümkündür." dedi.
Ürekli, deprem kuşağında yer alan ülkelerin tedbir alabilmesi için geçmişte meydana gelen depremlerin etkilediği bölgeler, büyüklükleri ve derinlikleri ile hasar gören yerlerin dağılımının doğru olarak tespit edilmesinin önemli olduğunu, bunun için tarihi dokümanların incelenmesi gerektiğini belirtti.

Tarihsel verilere göre, İstanbul ve çevresinin birinci derecede deprem tehlike bölgesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ürekli, "İstanbul'u etkileyen depremlerin merkezlerinin Marmara Denizi ve havzası olduğunu, son yapılan çalışmalar daha net bir biçimde ortaya koymuştur. İstanbul, İzmit Körfezi'nden Marmara Denizi'ne bağlanan Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın çok yakınında bulunması sebebiyle tarih boyunca bu bölgede meydana gelen depremlerden az veya çok mutlaka etkilenmiştir." ifadelerini kullandı.

En büyük deprem 1509'da oldu

Osmanlı döneminde İstanbul'u çok büyük ölçüde etkileyen dört büyük depremin 1509, 1719, 1766 ve 1894 yıllarında meydana geldiğini hatırlatan Ürekli, şunları kaydetti:

"İstanbul'un en büyük deprem afetlerinden biri 1509 tarihli olup akşam saatlerinde meydana geldi. Doğu Akdeniz'de son beş yüzyılda meydana gelen en büyük ve en yıkıcı depremlerden biri olarak bilinir. Şehir üzerinde bıraktığı tahribat sebebiyle Osmanlı tarihçileri olayı, kıyamet-i suğra (küçük kıyamet) olarak kaydetmişlerdir. Marmara Bölgesi'ni geniş ölçüde etkileyen bu deprem, asıl yıkıcı etkisini İstanbul'da yaptı, dini ve sivil yapılar dışında çarşı ve İstanbul surunun çoğu kısımları harap oldu. Ölü ve yaralı sayısının beş binden fazla olduğu kaynaklarda belirtilmektedir. 1719'da Marmara Denizi'nin doğusunda bulunan şehir ve kasabaları etkileyen deprem İzmit Körfezi etrafında asıl yıkıcı etkiyi yaptı. Yalova, Pazarköy, Karamürsel ve Düzce'ye kadar birçok yerde ağır hasara neden oldu. İstanbul ve civarındaki nahiye ve köylerde çok sayıda bina hasar görmüştür. 22 Mayıs 1766 Kurban Bayramı'nın üçüncü günü sabah saatlerinde meydana gelen depremde ise yaklaşık 4 bin kişi hayatını kaybetti. İzmit'ten Tekirdağ'a kadar geniş bir bölgede hasara yol açtı."

Prof. Dr. Ürekli, 17 Ağustos Marmara Depremi'ne benzer özellikler gösteren 10 Temmuz 1894 depreminin tarihi kaynaklarda, "Büyük Hareket-i Arz", "Zelzele-i Azime", "Zelzele-i Müdhişe" olarak geçtiğini söyledi.
1894 depremi ile ilgili daha çok kaynağa ulaşılabildiğini dile getiren Ürekli, şöyle devam etti:

"O dönemde hazırlanan harita ve raporlar doğrultusunda, depremden en çok etkilenen yerleşim birimleri Adapazarı, İzmit, Gebze, Kartal, Adalar, Üsküdar, İstanbul, Büyükçekmece, Küçükçekmece, Çatalca, Marmara Denizi'nin bir kısmı, Bozburun, Yalova, Karamürsel ve Sapanca'dır. Bu bölge dahilindeki hemen bütün binalar yıkılmıştır. Çatalca'dan Adapazarı'na kadar geniş bir alanı etkileyen bu deprem; bilhassa İstanbul ve çevresinde ağır hasara yol açtı. Yaklaşık bin kişinin ölümüne ve çok sayıda yapının yıkılmasına, binlerce yapının da hasar görmesine neden olmuştur. Sultan II. Abdülhamid'in kızı Ayşe Osmanoğlu hatıralarında, depremi 'Bu felaketli yer sarsıntısı olduğu zaman ben 6-7 yaşındaydım, öğle zamanıydı. Sarsıntı başlayınca bütün kalfalar hep birden Allah, Allah diye bağırmaya başladılar. Ben de oturduğum iskemleden kayıp düşmüştüm. Babam derhal bahçeye çıkıp her tarafa yaverlerini göndermişti. Zayiat var mı diye tahkikat yaptırıyordu. Büyük Çarşı'nın yıkıldığını, epeyce zayiat olduğunu öğrenince yaralıların tedavisi, kimsesizlerin aç kalmaması için fırınlardan ekmek dağıtılması, muhtaçlara yardım edilmesi ve çadırlar kurulması için emirler verdi. Saray fırınlarının da ahaliye ekmek dağıtmak üzere çalışmasını emretti.' ifadeleriyle anlatmıştır."

Fatma Ürekli, 1894 depreminde İstanbul'un en büyük ve önemli ticaret ve finans merkezi sayılan Kapalıçarşı'nın yer yer çöktüğünü, bazı kapıların kapandığını ifade ederek, şunları söyledi:

"Kapalıçarşı'nın çoğu yerlerindeki kirişler, kemerler ve kubbeler tamamen aşağıya inmiş, Nuruosmaniye Camisi taraflarında bazı dükkanlar birbiri ardına çökmüştür. Çarşıya açılan 18 hanın da muhtelif katları depremden etkilenmiştir. Deprem sonrası araştırmalarda, çarşının yıkılma sebebinin depremin şiddeti yanında, inşaat sisteminin hatalı olmasından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Çağdaş yapı teknolojisi sistemi öncesinde yapılan çarşının inşaat sistemi hatalı bulunmuş ve yüksek katlarda haddinden fazla ağırlık birikmiş olduğu, çoğunun yeterince sağlam olmadığı tespit edilmiştir. Dönemin padişahı Sultan II. Abdülhamid çarşının eskisinden çok daha sağlam olarak yapılabilmesi için ne gerekiyorsa yapılmasını emretmiştir. Kapalıçarşı'daki tamir ve inşaat faaliyetleri 2 senede tamamlanabilmiştir. 1651 tarihli yangından başlayarak 1954 tarihindeki yangına kadar yirmiyi aşkın yangın ve deprem gibi afetler sonucu tamirat geçirmiş olan Büyük Çarşı'daki en geniş tadilat ve tamirat ise 1894 depreminden sonra yapılanıdır."

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fatma Ürekli, 1894 depreminin bazı uygulamalar açısından bir dönüm noktası olduğunu vurgulayarak, depremden hemen sonra Padişahın himayesi ve riyaseti altında İstanbul belediyesi bünyesinde Yardım Komisyonu adıyla bir afet yönetim merkezi oluşturulduğunu, yeni inşa edilecek yapıların denetiminin artırıldığını anlattı.
Toplumun depremlerden sonra bir dizi önlem aldığını hatırlatan Ürekli, "Tarihte de depremin ardından ders çıkartıyoruz, sıkı tedbirler alıyoruz, bir süre sonra unutuyoruz. Unutmamak gerekir. Türkiye'nin birincil projelerinden ve birincil yatırımlarından biri depreme hazırlık konusunda olmalı, siyaset üstü seferberlik yapılmalı." ifadelerini kullandı.

"Devletler arasındaki köklü ilişkiler asla kapanmaz"

Ürekli, doğal afetlerde ülkelerin birbirlerine yardım ettiğini dile getirerek, şöyle devam etti:

"1889'da Amerika'daki Johnstown Sel Felaketi 19. yüzyılın en büyük afetlerinden biridir. Amerikayı derinden etkileyen, çok fazla can kaybına sebep olan bir afettir. O afette dönemin padişahı Abdülhamit, Osmanlı elçisini huzuruna çağırarak, hem nakdi yardım veriyor hem de gıda yardımını ulaştırmasını istiyor. Bu Amerikan toplumunda çok büyük bir etki yapmıştır. 1894 depremi olduğu sıralarda yine Amerika, Osmanlı hükümetine yardımda bulunmuştur. Bu devletler arasındaki yardımlaşmalar, ülkeler arasındaki dostluğu, ilişkileri de güçlendirir. Amerika Birleşik Devletleri'nin kuruluşundan 50 yıl geçmeden Osmanlı Devleti ile ilişkiler ticaret anlaşması yapılacak seviyede başlatılmıştır. İlk anlaşma da silah sanayi üzerinedir. Devletler arasındaki köklü ilişkiler, dostluklar bazen inkıtaya uğrayabilir, küçük kesintiler olabilir ama asla kapanmaz. Bir müddet sonra kaldığı yerden devam eder. Bizler tarihçi olarak günlük, inişli çıkışlı durumlara bakarak bir değerlendirme yapamayız, uzun vadeli tarihi olaylara bakarak değerlendirmeler yapmak durumundayız. Tarihi veriler de göstermektedir ki inişli çıkışlı ilişkiler neticesinde de kurulmuş olan dostluk, kökü ilişkiler rotasını bulmaktadır."