Bünyamin Derman

Bünyamin Derman: Türkiye deprem önleminde treni kaçırdı

Sektörden Haberler Hüseyin Belibağlı 26.10.2015
Deprem gerçeği için ciddi manada bir eylem planı olmadığını ileri süren Yüksek Mimar Bünyamin Derman, zamanın boşa harcandığını söyledi.
Depremin herkesi eşitlediğini ve kimsenin bundan kaçamayacağını söyleyen Derman, kendisinin de buna dahil olduğunu belirterek, “Bu benim de sorunum. Burası benim memleketim değil mi? Evimiz, iş yerimiz ne kadar güvenli olursa olsun, depremi nerede yaşayacağımızı bilemeyiz.” diyerek duygularını dile getirdi.

Depremden korkmamıza rağmen, 17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden 16 yıl geçtiğini hatırlatan Derman, “Geçen zaman içinde deprem gerekçesiyle yeni rant kapıları oluşturmaktan öte gerçek bir planlama yapamadık malesef. 

Kritik zaman iyi değerlendirilmeli, riskli bölgeler tespit edilerek, master plan çalışmaları, finansman modelleri yapılmalı, mülkiyet problemlerinin çözümü için alternatifler ortaya konmalı ve yıkım- yapım için altyapı ve üst yapı uygulama etaplarını içeren gerçekçi bir planlama yapılmalıydı. Berlin Posdamer Platz dönüşümü 20 yılda tamamlandı. Zaman boşa geçiyor. Karamsar değilim ama, deprem gerekçesiyle yıkılıp yapılan ve adına kentsel dönüşüm denen bu çılgınlığın doğru ve anlamlı bir zemine çekilmesi gerekiyor artık.” dedi.

Küçük ve büyük kütle arasında uyum olmalı

Mikro ölçekte sokağın, binanın ve kaldırımın doğru yapılması gerektiği savunan Derman, projelerin kentin bütünü ile uyum içinde olması gerektiğini kaydetti. Yapıların bir noktadan sonra şehrin kimliğine müdahale ettiğini belirten Derman, “Bizim insanımız yurtdışına yaptığı turistik gezilerde örneğin New York'a gidiyor, hayran kalıyor, ama özellikle yöneticilerin bu işin nasıl kotarıldığına dair bir inceleme yaptıklarına ya da buna kafa yorduklarına dair ciddi kuşkularım var'' diye konuştu. 

“Bizde de Boğaz'ın Avrupa yakasına bakınca gökdelenleri görürsünüz. Yüksek olmasına yüksekler, New York'dakiler gibi, ama kent içinde bir mekan oluşturabiliyorlar mı, bir hizaları, zeminle (yolla- kaldırımla) ilişkileri, yaya hareketine verebildikleri bir karşılık var mı derseniz sınıfta kalırsınız. New York'u ayrıcalıklı kılan, bu gotik kentin gridal örgütlenmesinde, mekana ölçek getiren zemin kullanımıdır. Meydanlar, parklar, çökük avlular, metro çıkışları, kafeler, restoranlar, dükkanlar, gökdelenlerin zeminle, birbirleriyle, insanlarla ve onların hareketleri ile ilişki kurdukları noktalardır. İnsanlar bu binaların içinde, avlularında, etraflarında dolaşabiliyor, kafelere restoranlara gidebiliyorlar. Metro bağlantıları o binaların altına çıkıyor. Yani binalar insanla, yaşantıyla bağlantıda. Kentin alt yapısı ile üst yapısı birbirine entegreli” dedi.

Mimar Derman, projeler ve şehrin gelişimi hakkında Hüseyin Belibağlı'ya detaylı bilgiler aktardı.

Maslak'ta her yer ofis, köfteciye yer yok

Türkiye'deki soruna Maslak'ı örnek veren Derman, “Yüksek binaların olduğu yerleri doğru okuyamamışız. Yüksek yapıların birbiriyle ve hayatla bağlantısı yok. Maslak'ta herkes ofis yapmış ama insana dönük değil. İnsanların yürüyeceği kaldırım, sosyalleşeceği bir park, meydan ve hatta yemek yenecek bir yer yok. Arabadan inip bir binanın içine girip kayboluyorsunuz. Kentten, süregiden hayattan, yeşilden, insandan kopuyorsunuz. Finans Merkezi olarak planlanan yer de bu anlamda aynı açmazları barındırıyor” diye konuştu.

Daha etkin bir sivil insiyatif gerekli

Derman sözlerini şöyle noktaladı:

Ben ne yüksek yapıya ne de dönüşüme karşıyım, hepsi de olabilir. Ama önümüze kentin geleceğiyle ilgili master plan gibi somut şeyler gelmediği sürece, aktörler doğru çalışmadığı sürece bu konuşmalar devam eder. 

Bizde bir dönüşüm yapılıyor ama alanda ne olacağı belli değil. Bir kentin dinamiklerini böylesine yok sayan birşey olabilir mi? Bu aslında başka tür bir gecekondulaşma. Bizim Maslak mesela 2025 yılında nasıl olacak biliyor muyuz? Tesadüfi, yüksek yüksek binalar. Blok mu olacak, arada boşluk bırakılıp tekrar mı yükselecek, biliyor muyuz? Hayır. Kim daha nüfuzluysa o daha çok yükseliyor. Böyle doğaçlama gecekondu gibi gidiyor. Akademik bir çözümle gitmiyor. Tamam Paris'te de sermayenin önüne geçemiyorsun ama kent içinde yaptırmıyor adam, La Défence'da yükselebiliyorsun. Kent içinde yapsan bile çok özel birşey yapman lazım ve halkı ikna etmen lazım, o kadar kolay değil. Kentin dönüşüm projelerine, kentin geleceğine bu bakış açısıyla bakılmalı. Türkiye'nin gerçekten çok iyi mimarları var, bir araya gelip hakkaniyetle çalıştıkları zaman çok iyi sonuç alacaklarını düşünüyorum. Bu konuda umudum var. Bir mimar olarak bu tip dönüşüm projelerinde ne yapabilirsiniz diye sorarsanız, ben bana geldikleri zaman müşterimi ikna etmeye çalışıyorum. O bana 20 kule hakkım var dediğinde, bunu kentin sürdürülebilirliği, inşaat m2'si ile ölçülemeyecek değerlerin varlığı üzerinden anlatmaya çalışıyorum. Başka da birşey gelmiyor elimden, zira ben ne karar merciiyim ne de yatırımcı. Denetleyen de ben değilim çünkü sivil insiyatifin bir yaptırımı yok ne yazık ki. Olmaz dediğinizde, yapmazsan yapma diyor; sen yapmazsan birisi yapıyor. 

Hüseyin Belibağlı/Emlaktasondakika.com

Deprem gerçeği Yüksek Mimar Bünyamin Derman kentsel dönüşüm