Kentsel dönüşüm

Tarihi eserlerde kentsel yenileme nasıl olmalı?

Kentsel dönüşüm Kerim Çırak 25.08.2016
İmar gayrimenkul ve kentsel dönüşüm Avukatı Cihat Demirbağ, kentsel dönüşümün sosyal sorumluluk projesi olduğunu anlattı.
Kentsel dönüşümün bir sosyal sorumluluk projesi olduğu hususundaki inancımızın doğrultusunda kentsel dönüşümün sorunlarını gerek malikler gerek müteahhitler gerek kiracılar gibi her muhatabı açısından hem ayna hem de ışık tutacak şekilde açıklamaya gayret ederek bu husustaki tecrübemizi gerek meslektaşlarımız gerek muhataplarla paylaşıyoruz. Son zamanlarda Eski İstanbul olarak tabir ettiğim tarihi ve kültürel öğelerin de yoğun olduğu bölgelerde tarihi ve kültürel yapıların kentsel dönüşümdeki durumu çokça gündeme gelmeye başladı.

Öncelikle sadece tarihi ve kültürel yapılara değil kentsel dönüşüme konu olan her riskli alan ve yapının da temel kültürel değerlerin ışığında değerlendirilip geliştirilmesi gerektiğini ifade etmek isterim. Dönüşüme konu olan alanlarda mahalle kültürünün ve hatta apartman kültürünün devam etmesi ve günümüz şartlarında trafik sorunları, otopark sorunları, güvenlik sorunları gibi konularında topyekün ve planlı bir çözüme ulaşmasının gerekliliği aşikardır. Sadece kültürel varlıkların değil her mahallenin de ayrı ayrı değerlerinin korunması gereklidir.

Kentsel dönüşümün sadece teknik veya hukuki özellikleri gündemi meşgul etse de kamusal, sosyal, kültürel ve tarihi etkileşimleri ve özellikleri de göz ardı edilmemelidir. Buna çocukların güven içinde ve tabiata yabancılaşmayan ortamlarda yetişmesi kadar trafiğin kilitlenmesine yol açan tıkışık bölgelerde genişletme imkanlarınınoluşturulması ve otopark sorunlarının çözülmesi, işgallerin önlenmesi, gibi unsurların tümü de tek tek dahildir.

Elbette tüm bunları yaparken, konunun başka bir muhatabı olan kiracıların da haklarının gözetilmesinin gerekliliği de toplumsal bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tüm bunlara ek olarak riskli alanlardaki bir diğer öğe de riskli yapı durumunda olan tarihi eser ve kültürel varlıkların da kentsel dönüşüme kurban gitmemesidir. Tarihi eserler bu anlamda özel ilgi ve özen istiyor. Zira evi tarihi eser olan veya tarihi esere dönüşenlerin bir sürü resmi işlemle ve kurullarla muhatap olmak zorunda kalmaları bazen tarihi eseri korumak yerine bir nevi çürümek zorunda bırakıyor. İşleyen demir ışıldar felsefesi binalar için de geçerlidir. En azından içinde yaşam oldukça bu tarihi eser niteliğindeki yerlerin koruma ve bakımı da devam eder. Ancak bazı hassasiyetlerin ve korumaların elbette resmi kurumlarda sağlanarak denetlenmesi gerekecektir.

Nitekim tarihi ev kategorisinde olanların çoğu özel mülk olduğu için, bakımlarından sahipleri sorumludur. Hem bakımından sorumlu hale gelmekte hem kendi malını korumak için daha fazla yükümlülükler altına girmektedir. Restorasyon işi malumunuzdur ki zor, masraflı, bilgi beceri ve kültürel dağarcık gerektiren özel bir iştir. Böylesine özel bir iş için tarihi ev malikleri ne yapacaklarını bilemez hale gelmektedir çünkü bilmedikleri bir mevzuatın yükümlülükleri altında bir sürü prosedürle boğuşmak zorunda kalmak insanlarda hınç oluşturmaktadır.

Tarihi eserlerde küçük bir yeniliğin bile Kültür Bakanlığı'nın ya da Kudem'in (Koruma Uygulama ve Denetim Müdürlüğü) izin verdiği ölçüler çerçevesinde, aslına uygun yapılması gerektiği için yapılan restorasyonların projeye uygunluğu da, çalışma sırasında Kudem'in elemanları tarafından denetleniyor. Bu yüzden kuşaktan kuşağa geçmiş evin hala ilk sahibi olan tarihi ev sahipleri de vazgeçemedikleri tarihi evlerini yavaş yavaş satmak zorunda kalıyor. Bu da esasen kültürün de değişmesine yol açıyor.

(Bu konuda hemen belirteyim ki bazı fonlar yardımı ile bu restorasyonlar yapılabilmektedir. Bu fonların katılımı ile bazı prosedürler profesyonel ellerde hızla ilerlemektedir. Bu hususta ihtiyaç duyan maliklere yol gösterebiliriz.)

Ama bizim bu yazıdaki esas amacımız, kişiye tarihi eser niteliği kazanan özel mülkiyeti nedeniyle yüklenen yükümlülüklerin karşısında yalnız bırakılmaması hususunda ışık yakmaktır. Hele ki bu restore gerektiren işler bir de kentsel dönüşüm alanlarında kalan tarihi eserler olduğu zaman işler iyiden iyiye uzamaktadır. İşte burada belediyelerin bu zor durumu bir fırsat bilip mahalledeki diğer yapılarda da bu tarihi eserlere uyum sağlayan ve kültürel ve tarihsel dokuyu koruyan ama aynı zamanda da insanları kendi mallarıyla ilgili zor durumda bırakmayan bir imece çalışmanın acele işlerden sayılarak hızla yaptırılmasıdır.

Kanun kapsamında, dönüşüm alanında tarihî eser varsa, yapı risk teşkil ediyorsa ilk olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan “uygundur” görüşü alınması gerekmektedir. Yani yapının riskli olması tek başına yeterli bir işlem değildir. Tarihi yapılar 3 Kategoride koruma altına alınmıştır.

  • Derece olanlar: İçinde ve dışında aynen korunması gereken yapılar.
  • Derece olanlar: Asıl hüviyetini muhafaza ile birlikte ufak tefek değişiklikler yapılabilen yapılar.
  • Derece olanlar: Tarihi yapı hüviyetinde Anıtlar kurulunun kabul edebileceği bir takım değişiklikler yapılabilen yapılar.
Anıtlar Yüksek Kurulu, korunması gereken tabii ve kültür varlıkların restorasyon veya yeniden imarıyla ilgili karar verecek tek mercidir. Ama bu mercinin tek yetkili olması kendi içinde bir bürokrasi oluşturduğu gibi bu kurullarda yer alan bazı kimseler ve vakıflarda görev alan bazı kimseler bu bürokrasiyi çeşitli yollarla geçim kaynağı haline getirerek birer emlakçıya dönüşmüşlerdir. Bu konuda bürokrasinin azaltılması ve müracaatların yapıcı ve çözüm üretici şekilde değerlendirilmesi için yerel idarelere büyük görevler düşmektedir. Madem ki biz insanın malını devlet yaşı ve niteliği gereği toplumun malı addederek o kişiye sorumluluklar yüklüyorsa o kişinin sırtından da bazı yükleri almalıdır.

Tarihi eserlerin yoğun olduğu bölgelerde dış cephe çalışmalarını ve yeşil alan unsurlarını belediyelerin bürokrasi ve zorluk çıkarmadan yol gösterici olarak kontrol etmesi uygun olacaktır.

avukat cihat demirbağ kentsel dönüşüm tarihi eserlerde kentsel dönüşüm