Ayasofya Cami

Ayasofya Cami hakkında bilinmeyenler

Genel Kerim Çırak 02.09.2016
Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet Han’ın 1453 fethinden sonra cami olmuş ve adı değiştirilmeyerek, Ayasofya Cami olarak anılmıştır.
Ayasofya, Osmanlı Devleti'nin elinde nasıl değişime uğramış ona bakalım.

Cami-i Kebir Ayasofya

Ayasofya, fetihten sonra da önemini korumuş ve Cami Kebir, Ulu Cami ya da Sultan Cami olarak anılmıştır. Nedir bu camilerin özellikleri? Cami kebir denilen camiler, padişahların Cuma namazını eda ettikleri, Cuma selamlığına çıktıkları camilerdi. Protokol camisi yani… Nasıl ki katedraller kiliselerin 1 adım üstünde idiyse, ulu camiler de aynı özelliğe sahiptiler.

İstanbul'un fethinden sonra padişahlar genellikle Cuma namazlarını ve Bayram namazlarını Ayasofya'da kılarlardı. Genellikle diyorum çünkü istisnaları görülürdü fakat Kadir gecelerinde istisna olmazdı. Sultanlar, her Kadir Gecesi Ayasofya Camine gelir ve ibadetlerini mutlaka burada gerçekleştirirlerdi. Ayrıca özel gün ve gecelerde de Ayasofya camisinde zikir çekilir ve dua edilirdi. Manen anlamlı gecelerde burada zikredilmesi geleneği, ta Akşemsettin hazretlerine dayanıyordu.

Ayasofya caminde ilk namaz

Tabi Ayasofya'nın önemini koruması, Sultan 2.Mehmet ile başlamıştır. Fethin hemen ardından Fatih Sultan Mehmet Han, yağma esnasında 1 yeniçerinin mabedin mermerini sökmeye çalıştığını görür. Kimilerine göre sadece ne yaptığını sorar kimilerine göre askere esaslı bir darbe vurur… Ardından “Şehrin hazineleri sizin, mülkleri benimdir” diye buyurur (Ayasofya'nın, TC Tapu Kadastro envanterinde hala Fatih Sultan Mehmet Vakfı'na ait olduğunu belirteyim). Ayağının tozu ile en üst kata kadar çıkarak kubbesi dahil her yerini inceler. Aşağı indikten sonra sesi güzel birinden vakti gelen ezanı okumasını ister ve yanındakilerle beraberlik namazı 29 Mayıs 1453 Salı günü kılar. Ayasofya artık fiilen camidir…

Sultan 2.Mehmet'in hassasiyeti

Resmen cami olması ise o haftanın Cuma gününe denk gelir. İki gün içerisinde 1 minare yapılır ve Büyük Fatih, yanındakilerle beraber Şehr-i İstanbul'da ilk Cuma namazını kılar. Doğal olarak Cuma namazından önce yapının içerisinde bulunan mozaiklerin kapatılması gerekiyordu. Çağının ve hatta belki bugünün bile ilerisinde bir düşünce yapısına sahip olan Fatih, mozaiklerin sökülmelerine müsaade etmedi. Hatta tüm itirazlara rağmen tamamını da kapattırmadı. Yalnızca ikonların yüzlerini ince alçı ile örttürmüş ve geri kalan kısımlarına son derece hassas bir şekilde yaklaşılmasını emretmiştir (3.Ahmet tamamını kapattırır).

Zamanı tam olarak bilinmese de yine Fethin Babası ve Ayasofya'nın hamisi, 7 buçuk metre çapında, ıhlamur ağacı ve balmumu karışımından yapılmış devasa hat levhalarını astırmıştır (Kazasker İzzet Mustafa Efendi marifetiyle). Levhaların kapılardan büyük olması, tarihçilerin, bu levhaların içeride kurulan bir atölyede yapıldığını düşünmelerine neden olmaktadır.

Ayasofya külliye'ye dönüşüyor

Yalnızca Büyük Fatih Mehmet değildi Ayasofya'ya ihtimam gösteren. Torunları da onun kadar hassas davranmışlardı. Yanılmıyorsam Kanuni Sultan Süleyman döneminde Büyük deha Mimar Sinan, caminin yapısal bütünlüğünün desteklenmesi için iç kemerleri güçlendirir ve dışarı payandalar yapar. Sultan 2. Selim döneminde ise artık yavaş yavaş klasik bir Osmanlı Külliyesi meydana çıkmaya başlar.

Yapının güney cephesine türbeler inşa edilir. Padişah 2.Selim ve zevcesi Nurbanu Sultan burada yatmaktadırlar. Sarı Selim'in türbesi için, “Mimar Sinan'ın yaptığı en güzel türbe” değerlendirmesinde bulunulur. Ayrıca 3.Murat'ın naşı da buradadır. Onun türbesini ise Koca Sinan'ın öğrencisi olan Kara Davut Ağa yapmıştır. Bir diğer talebesi Dalgıç Ahmet Ağa, 3.Mehmet'in türbesini yapmıştır. Burada aynı zamanda bir Şehzadegen Türbesi de bulunmaktadır.

Ayasofya'nın diğer camilerden farkı

Ayasofya'yı diğer camilerden ayıran yalnızca tarihi ve ihtişamı değil. Okumaya düşkün olan 1.Mahmut, Ayasofya'nın içerisine kütüphane yaptırmış ve Topkapı Sarayı'ndaki kitaplarının bir kısmını da buraya getirtmiştir. İlaveten, tüm ibadethaneler içerisinde en büyük kandil de yine buradadır. Top kandil adı verilen bu kandil, Hızır makamı denilen bölgeyi aydınlatmaktaydı.

Kütüphane ve türbelerin dışında Ayasofya Külliyesi'nde; hünkar mahfili, müezzin mahfili, imarethane, medrese, şadırvan, sebiller, hazine dairesi ve sübyan mektebi de bulunmaktadır.

Son olarak Ayasofya'nın bakımlarının yalnızca 16.yüzyıl'da yapılmadığını da belirteyim. Sultan Abdülmecit de bakım ve onarım çalışmaları yürütmüştür. Sultan Abdülhamit ise 1894 depreminden sonra kapsamlı bir restorasyon çalışması yapılmasını sağlamıştır.

Ayasofya Cami